DOĞU EKSPRESİ İLE EFSUNLU BİR YOLCULUK
Gülsen METİN

Gülsen METİN

DOĞU EKSPRESİ İLE EFSUNLU BİR YOLCULUK

26 Temmuz 2019 - 13:37

2 Temmuz 2019 tarihinde Ankara’dan Kars’a, 17 Temmuz 2019 tarihinde de Kars’tan Ankara’ya yaptığım 24 saatlik tren yolculuğunun hayalini kış aylarından itibaren kurmaktaydım. İki çocukla bir başıma zor olacağı kesindi ama mutlaka gidilmeli, görülmeliydi. Doğu ekspresinde yolculuk yapmak, gerçekten efsunlu bir süreç. Bir ay öncesinden satışa çıkan, saniyeler içinde tükenen biletler, aynı istikamete farklı hayallerle yola çıkan yolcular ve amacın varmak değil yolda olmak olduğunu hissettiren yirmi dört saat süren eşsiz bir yolculuk. Doğu ekspresi, örtülü kuşetli, yataklı, restoran ve pulman koltukların bulunduğu vagonlardan oluşuyor. Örtülü kuşetli odalarda dört yatak, yataklı odalarda iki yatak ve lavabo, pulmanda ise 2+1 koltuklardan oluşan sekiz vagonlu lokomotifte yolculuk yapmak, trenin raylardan süzülüşü, tünellere girişi, kavisli raylarda trenin ön tarafını gördüğünüz muhteşem anlar, gözlerinizden girerek yüreğinizde ömrünüz boyunca unutmayacağınız enstantanelerle dolu anlarla göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor. Ankara-Sivas arası hızlı tren çalışmalarından dolayı; Ankara garından değil, Kırıkkale’nin Irmak ilçesinden başlıyor yolculuk. Ankara-Irmak tren garı arasındaki mesafeyi otobüsle sağlıyorlar. Akşam 7.15’te Irmak istasyonundan başlayan yolculuk, Kırıkkale-Kayseri-Sivas-Erzincan ve Erzurum’dan sonra, ertesi gün 18.00’de Kars garında bitiyor. Kars’tan 08.00’de hareket eden ekspres, ertesi gün 08.00’de Irmak istasyonunda oluyor. Benim için bu yolculuk; yolculuğun ilk dakikalarında tertemiz, paketler içerisinde verilen yastık nevresim takımı, ortak alanlarda kullanılan lavaboların temizliği, bitmeyen tuvalet kâğıdı ve peçeteler, mis gibi kokan koridorlar, restoranda kısık sesle çalan müzik, odalardan çıkan kahve kokuları, pencere önlerinde ışıklı led lambaları, kitap okuyan çalgı çalan gençler, kapı önlerinde yeni tanışıklıklara eşlik eden heyecan, ortak dil, ortak arayış, bitmesini değil sürmesini istediğiniz, ülkenin karayolu ile asla görülemeyecek dağ tepeleri, köyleri, trenin arkasından el sallayan çiftçiler ile Anadolu’nun ortasından boydan boyana uzanan hat, anlık duruşlarda, Alman mimarisi ile göz kırpan küçük tren istasyonları demek. Bu rayların tarih için anlamı ise, I.Dünya savaşı sırasında tanımadıkları bir coğrafyada, zemheri ayında, Ruslara karşı savaşmak için Sarıkamış Allah-ü Ekber dağlarını yürüyerek geçmek isterken, o ıssız ve sarp dağlarda donan 90.000 askerimizin, karşısında savaşacakları Rus askerlerinin, Moskova’dan Sarıkamış’a kadar kesintisiz tren hatları ve tren tamir istasyonları olduğudur. Ancak bu hareketin başarısızlığının ardından Ankara-Erzurum tren hattı yapım aşamalarına başlanmıştır. Yapımında, askerlerin, köylülerin ve esirlerin yer aldığı güzergahta o günkü vurulan kazmaların izlerini görmek bugün bile mümkündür. Ben yolculuğa çıkmadan önce ailemdeki herkes iki çocukla birlikte çok zorlanacağımı, sadece gidiş için treni kullanmamı söylediler. Gidiş ve dönüş güzergahı aynı olsa da gündüz ve gece farkından dolayı giderken göremediğim yerleri dönerken görmek için böyle bir tercihte bulunduğumu onlara anlatmak, onların bunu anlaması epey zor oldu. Benim kadar çocuklarda heyecanlıydılar. Çünkü çizgi film karakteri olan bir dizel tren ile yolculuk yapmak, belki de benim heyecanım ve mutluluğum onların heyecanının sebebiydi. Zaman zaman üst kattaki yataklarda yatmak için birbirleri arasında olan çekişme, üst ranzaya çıkan merdiveni paylaşamamak gibi sahne şahit olsak ta akşam uykuya dalışlarını, raylarda süzülen vagonların tutturduğu ninnileri dinlemelerini görmek, iyi ki bu yolculuğa çıkmışım dedirtti. Yol arkadaşlarımın yanı sıra aynı trende yolculuk yaptığımız insanlarla, aynı topraktan beslenmeyi seven çiçekler gibi birbirimizi anlıyor, aynı ay yıldızlı pencereden bakmayı seven insanlar olduğumuzu görüyorduk. Kısacası dostlar bu yolculuk ölmeden gidilmeli, deneyimlenmeli.

Bu yazı 384 defa okunmuştur .

Son Yazılar