Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Önce Vatan
Genç Yazarlar

Genç Yazarlar

Önce Vatan

27 Mart 2017 - 22:00

Bu vatan için canını feda eden yiğitlerimizden sadece birisinin hikâyesi…
15 Ekim 1915
Yiyeceğimiz neredeyse yok. Silahlarımızın sayısı çok az, kullanışsız. İlaçlarımız bitmek üzere. Şartlar çok zor. Özlem artık dayanılmaz. İnsan dertleşmek istiyor bir can’la. Gözlerinin önünden uçup giden hayatları unutmak istiyor. Bir dostum var burada. Ziya Amca. Kendi halindeydi. Pek konuşmaz ama suskunluğu bile çok şey anlatırdı. Lakin beni ona çeken bir ip vardı sanki. 
“Ziya Amca, hep ben anlatıyorum, olmaz ki böyle. Sen de anlat artık bana derdini, tasanı, aileni, evini.”
“Oğlum, genç adamsın, tabi sen anlatacaksın. Benim kamdan, kederden başka bir şeyim yok. O da hepimizde var.”
“Amca çoluğun, çocuğun da mı yok memlekette?”
“Yok…”
19 Ekim
İnsanın gün geçtikçe umudunu yitirmesi gereken yerde daha da çok artıyor umudumuz, inancımız. Cepheye artık okumuş insanlar da geliyor. Bize İstanbul’u, darülfünunu anlatıyorlar. Belki de en hevesli ben dinliyorum bunları. Hep okuyup muallim olmak istedim, hala da isterim. Hele bir geçsin bu zor günler, hele bir anacığımın yanına dönebileyim o da olacak inşallah. 
“Ziya Amca, sana bir sorum var lakin sormaya çekiniyorum.”
“Sor hadi oğlum, ne diye çekiniyorsun?”
“Amca… Amca yüzündeki yara nasıl oldu böyle?”
“Trablusgarp’taydık buradan önce. Çocukluk arkadaşımı şehit verdik. Onu öldüren kurşunun üstüne yüzlerce kurşun daha düştü. Koşup kurtarayım derken düşmanın attığı bombanın parçaları geldi yüzüme. Bakmaya korktu herkes. Merhemlerle, ilaçlarla anca bu kadar edebildik.”
“Trablusgarp mı dedin?”
“Trablusgarp ya, hayırdır?”
“Babam ben 10 yaşındayken gitmişti Trablusgarp’a. Onun da seninki gibi bir patlamada şehit olduğu haberi geldi. Mevtasını bulamamışlar. 5 yıl geçti, acımız geçmedi. Hele anam… Babamdan sonra beni göndermek…”
“Korkma oğul. Sen sağ salim döneceksin evine, korkma.”
“Amca senin memlekette bir bekleyenin yok mu sahi?”
“Bilmem, yoktur herhalde, vardıysa da artık unutmuşlardır.”
“Nasıl yani?”
“O kazadan sonra hafızamı da kaybettim. Hatırlatabilecek hiç kimse olmadığından, tüm geçmişimi unuttum. Hatırlayamadım.”
21 Ekim
Babamdan geriye kalan köstekli bir saat sadece. Bir de hala kulaklarımda çınlanan türküsü. O da gördü mü benim gördüklerimi? Çok canı yandı mı, korktu mu? Yüz binlerin kanıyla sulandı bu topraklar. O toprak ki bereketle dolup taşacak. Öyle ki zafer bizim olacak!
“Korkuyor musun evlat?”
“Yok, Ziya Amca korkmuyorum, korkulur mu hiç? Bu toprağa, bu bayrağa can feda olsun.”
“Aferin oğul, aferin.”

“ Baban nasıl bir adamdı?”
“Senin boylarındaydı. Gür siyah saçları, ela gözleri vardı. Bir de çok güzel türkü söylerdi. Ninnilerle değil o türkülerle büyüdüm ben.”
“Bir hatıra var mı babandan kalan?”
“Var amca. İşte… Bu köstekli saat babamındı. Hiç ayırmazdı yanından. Dönemeyeceğini biliyormuş gibiydi. Yıllardır sert bildiğim, yıkılmaz bir dağ gibi gördüğüm babam gitmeden hemen önce verdi bunu. Ama sadece saatini vermedi bana. Onurunu, dürüstlüğünü, adaletini, vatan millet aşkını da verdi. Allah’ın izniyle yaşatacağım hatırasını. Ya sen amca? Sende ailenden kalan bir hatıra var mı?”
“Var, var da neye yarar? Koskoca geçmişten sadece bir fotoğraf. Bir kadın, bir çocuk ve ben. İsim yok, adres yok. İki tane yüz var sadece geçmişimden, bana tamamen yabancı.”
21 Kasım
Doğru bildiğim her şey yanlış. Yıkılmaz dediğim tüm dağlar yerle yeksan. Anılar, insanlar bulanık. 3 Kasım 1915. Ziya Amca’yı şehit verdik. Babamı buldum. Her şey silinmiş zihnimde. Tek bir görüntü var: Düşman namlusunu bana doğrultmuş. Silah sesleri, çığlıklar beynimi paramparça ediyor. Sonra Ziya Amca geçiyor önüme ve şimdiye kadarki en güçlü, en acıtan ses. Ziya Amca ve çokça kan. Düşmanla aynı anda ateş ediyorlar. Göğsünden yaralanmış. Bastırdıkça bastırıyorum. Tüm öfkemle, tüm özlemimle. Ama kan da sesler de kan da durmuyor. Bir şey mırıldanıyor. Eğiliyorum. Bir türkü, babamın türküsü. Elimin altında bir sertlik var. Çok sonra geliyor aklıma çıkarıp bakmak. Bir fotoğraf. 3 çehre, hiç de yabancı olmayan. Annem, babam ve ben.


 

Bu yazı 310 defa okunmuştur .

Son Yazılar