Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
SABRIN SONU SELÂMET KARŞILIĞI CENNETTİR!!!
Duran Ali YILDIRIM (Yrd. Doç. Dr)

Duran Ali YILDIRIM (Yrd. Doç. Dr)

SABRIN SONU SELÂMET KARŞILIĞI CENNETTİR!!!

15 Haziran 2018 - 01:35

SABRIN SONU SELÂMET KARŞILIĞI CENNETTİR!!!

İnsanın yaratılış gayesi kulluk (Z^riyât, 51/ 56) ile imtihan edilmektir (İnsân, 76/2-3). Kur’an’ın haber verdiğine göre Allah, hangimizin daha iyi bir kulluk ortaya koyacağını görmek için bizi deniyor (En’âm, 6/ 165; Muhammed, 47/ 4; Mülk, 67/ 2.) Bu sınavı vermek çok ciddi sabrı gerektiriyor (Fussilet, 41/ 35.) Çünkü yaratan bazen veriyor bazen alıyor, kimine az kimine çok veriyor (Bakara, 2/ 245;Âl-i İmrân, 3/ 26.) Bazen de zorluk, sıkıntı ve musibetler geliyor. Ama O, hepsiyle bizi sınavdan geçiriyor. Sabırla imtihanı verenler müjdeleniyor (Bakara, 2/ 155). Zaferle, selametle ve cennetle… Her bir müjde ve mükâfat çok değerli ve kıymetli. Öyle ise sabretmek de çok önemli, faziletli ve erdemli bir davranıştır.

Sözlükte “engellemek, hapsetmek; güçlü ve dirençli olmak” anlamlarındaki sabr kelimesinin ahlâk terimi olarak “üzüntü, başa gelen sıkıntı ve belâlar karşısında direnç gösterme; olumsuzlukları olumlu kılmak için gösterilen metanet” gibi mânalara geldiği, karşıtının ceza‘ (telâş, kaygı, yakınma) olduğu belirtilmektedir (Çağrıcı, Mustafa, DİA, Sabır Md,35/ 337-339). Kur’ân-ı Kerîm’de sabrın karşıtı inleyip sızlamaktır (İbrâhîm 14/21). Akl-ı selim ile düşünen bir kimse haramlardan sakınma konusunda gösterilen sabrın Allah’ın azabına dayanmaktan daha kolay olduğunu bilir. Sabır “nefsi telâştan, dili şikâyetten, organları çirkin davranışlardan koruma, nimet haliyle mihnet hali arasında fark gözetmeyip her iki durumda sükûnetini muhafaza etme, Allah’tan başkasına şikâyette bulunmama” şeklinde de tarif edilmiştir (DİA, Sabır Md,35/ 337-339). Gazzâlî sabrı “dinî duygunun nefsanî arzuların ve tutkuların baskısına karşı direnç göstermesi” diye tanımlar (İhyâ, IV, 63). Yani sabır direnmektir, bilenmektir, bazen nefse haddini bildirmek bazen şeytana galip gelmektir. İçimizdeki kötü arzu ve duyguları engellemektir. Zehri içip yüzü ekşitmemek, acıyı yutup belli etmemektir. Sabrın karşılığı da ancak cennettir (Ra’d, 13/ 24) ve sabredene mükâfatı iki kat verilecektir (Kasas, 28/ 54.) Kulun hiçbir sabrederek ortaya koyduğu sa’y-u gayreti zayi edilmeyecektir (Enbiyâ, 21/ 94.)

Sabır kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de beş âyette geçer, ayrıca 100’e yakın âyette aynı kökten çeşitli isim ve fiiller yer alır (M. F. Abdülbâkī, el-Mu’cem, “sbr” md.). Bu âyetlerde genellikle sabrın önemi ve fazileti üzerinde durulmakta, sabırlı davrananlar yüceltilmekte ve onlara verilecek mükâfatların büyüklüğü ile müjdelenmektedirler. Kur’an’ın haber verdiğine göre Allah kullarını korku, açlık, yoksulluk, yakınların ölümü, ekonomik kayıp gibi zorluk musibetlerle imtihan eder. Bu musibetleri sabırla karşılayanların ve  teslimiyet gösterenlerin Allah’ın lutfuna, rahmetine ve ebedî kurtuluşa ve huzura erecekleri müjdelenir (el-Bakara 2/155-157; ayrıca bk. Âl-i İmrân 3/142; Muhammed 47/31). Sabretmek bir erdemdir ve buna sahip olanlar çok hayırlara nail olacaktır (Nahl 16/126). Sabır, özellikle Allah’ın dinini tebliğde azim, gayret ve sebat gösteren peygamberlerin niteliklerindendir (Ahkâf 46/35). Bir kimsenin kendisine kötülük edenleri âdil bir şekilde cezalandırması hakkıdır ve adâlettir, ancak sabır göstermesi daha hayırlıdır bu da ihsân ile hareket etmektir. Muhsinlerden olabilmek için sabretmek gerekir (Fussilet, 41/ 33-35), bu da ancak Allah’ın ihsanı sayesinde olur (Nahl 16/126-127). Allah, putperest düşmanlarının aşağılayıcı davranışlarına katlanan müslümanları sabretmelerinin mükâfatı olarak ebedî kurtuluşa ulaştıracağını bildirmiştir (el-Mü’minûn 23/110-111). Kendilerine kötülük yapanlara sabırla muamele edip kötülüğe kötülükle karşılık vermeyenlere düşmanlarının hile ve tuzakları asla zarar vermeyecektir (Âl-i İmrân 3/120). Özellikle savaş durumunda sabır gösterenleri Allah melekleriyle destekleyeceğini vaad etmiştir (Âl-i İmrân 3/125). İyilik yolunu seçip kötülükleri güzellikle karşılamaya çalışanlar, böylece düşmanlıkları dostluğa çevirenler, bunu ancak sabretmeleri ve Allah’ın rahmetinden büyük pay sahibi olmalarıyla başarabilir (Fussılet 41/34-35). Hz. Lokmân’ın oğluna verdiği öğütlerden biri de şudur: “Namazı özenle kıl, iyi olanı emret, kötü olana karşı koy, başına gelene sabret. İşte bunlar kararlılık gerektiren işlerdir” (Lokmân 31/17). Kur’an insanın başına gelen sıkıntı ve musibetlerin bir imtihan olduğunu, bu imtihanı sabırlı olanların kazanacağını bildirir (Furkān 25/20). Bu sebeple müslümanlar Allah’tan sabır dilemeli (Bakara 2/250; A‘râf 7/126) ve kendileri sabırlı davrandığı gibi birbirlerine de sabrı tavsiye etmelidir (Beled 90/17; Asr 103/3). Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’ın sabredenlerle beraber olduğu (Bakara 2/153, 249; Enfâl 8/46, 66), onları sevdiği (Âl-i İmrân 3/146), sabır ve takvâlarıyla güzel davranışlarda bulunanların ecirlerinin asla zayi edilmeyeceği (Hûd 11/115; Yûsuf 12/90), onlara kat kat mükâfat verileceği (Nahl 16/96; ayrıca bk. Nisâ 4/25), sırf Allah rızası için sabredenleri meleklerin tebrik edeceği (Ra‘d 13/20-24) ifade edilmektedir.

Üç ayların başlangıcı Recep ayının başı itibariyle başlamıştı sabır eğitimi, nefsi terbiye ruhu takviye. Nefsimizin isteklerine karşı direnmeye, şeytanla mücadeleye, irademizi kontrole ve her şeye rağmen iyilik etmeye. Bir eğitim süreci idi bizim için Ramazan ama üç aylar ile başlayan. Ciddi bir nefis terbiyesi, iç muhasebesi, haram ve günahlara karşı koyma mücadelesi idi. “ORUÇ sabrın yarısı”  demişti Allah’ın Rasûlü, “Oruç günah ve kötülüklere karşı korunmak için bir kalkandır”, “oruçlu kendisine ve oruca yakışmayan davranışlardan sakındığı sürece korunacaktır” buyurmuştu. Biz de bu sözü duyduk ve tuttuk, oruçla elimize, dilimize gözümüze sahip olduk haramlara karşı. Nefsimizi dinlemedik, direndik, taviz vermedik ve şeytana itaat etmedik bir Ramazan boyu. Bu eğitim bize bir ömür boyu böyle yaşamak için veriliyor. Zira insan sabrı gerektiren şeylerle imtihan ediliyor.

Nefsimizi gemledik ama ruhumuzu yemledik Ramazanda oruçlarımızla, sabrımızla. Kur’an’la, namazla, şükürle dua ile doyurduk ruhlarımızı. Zikirle doldurduk gönüllerimizi. Oruçlarımız temizledi kalplerimizi günah kirlerinden, kin, nefret, haset ve kibirden. Affettik kardeşlerimizi, sevdik birbirimizi, paylaştık suyumuzu ekmeğimizi ve evimizi. Sevindirdik muhacir kardeşlerimizi, fakirlerimizi, yetimlerimizi. Biz sevindirince onları Rabbimiz de bizi sevindirdi. İbadetleri ve iyilikleri bize sevdirdi. Vermeyi, sevmeyi, affetmeyi ve şükretmeyi… Ne güzel insanlar olduk Ramazanda, oruçla, sabırla, ihsanla ikramla. Birbirimize eziyet etmemeyi öğretti oruç bize. Kimseyi incitmemeyi incinsek de.

Ramazanda “Ben oruçluyum de ve kimseyle kavga etme, sana sözle sataşanlara karşılık verme” buyurdu âlemlerin efendisi. İşte bu yetti bize nefsimize söz dinletmeye, sen sus demeye. Rabbini dinle nefsini dinleme, şeytana itaat etme dedi oruç bize. İyi olmayı, iyi davranmayı, iyiliği yaymayı öğütledi Ramazan bize durmadan. Sabredin, sabrederseniz murada erersiniz, sabretmezseniz kaybedersiniz. Allah’ı hoşnut ederseniz hoş edilirsiniz hoşnutluğa erersiniz diye uyardı sürekli. İşittik, itaat ettik sabrettik selamete erdik elhamdülillâh. Geldik ramazanın sonuna eriştik bayrama… Nice oruçlardan, sahurlardan, iftarlardan, teravih ve mukabelelerden sonra...

Başı rahmetti ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş Rahmet ayının. Rahmete erdi sabrederek oruç tutanlar. Allah’ın affına ve mağfiretine nail oldular, cehennemden kurtuldular cennete aday oldular. Sabreden zafer elde eder, selamete erer. Selamet yurdu cennete girer. Rabbi onu razı ve hoşnut eder. İşte Oruç tutanlar böyle BAYRAM eder.

Bu yazı 1051 defa okunmuştur .

Son Yazılar