Reklam
Kış Müminin Baharıdır
Doç. Dr. Mesut KAYA

Doç. Dr. Mesut KAYA

Kış Müminin Baharıdır

27 Ekim 2019 - 12:09

Kâinatta yeknesaklığa yer yok. Sürekli bir hareket, bir akış ve oluş söz konusu. Zaman akmakta, asırlar tükenip çağlar açılmakta, mevsimler değişmekte. Bakıyorsunuz bahar gelmiş, güzle birlikte derin bir uykuya dalan tabiat, baharla canlanıp neşvünemâ bulmuş. Derken yaz gelmiş, sıcaklar çökmüş, ağaçlar meyveye durmuş. Güz gelmiş, altı ay önce hayata doğan yemyeşil bahçelerin, bağların yüzleri solmuş. Ve kışla birlikte tabiat, ahireti hatırlatırcasına beyaz elbiselere bürünmüş.

İşte yine zaman döndü dolaştı, kış geldi. Günler kısaldı, geceler alabildiğine uzadı. Allah’ın geceyi gündüze, gündüzü geceye katma (Âl-i İmrân 3/26) kanunu bir kez daha tecelli etti.

Gecelerin uzaması belki çoğu zaman yapmak isteyip de yapamadığımız fırsatları koydu önümüze. Aile ile oturup sohbet etme, onlarla ilgilenme, dost ve akraba ziyaretleri; talebeler için ders çalışma, kitap okuma, ilmi çalışmalar, müzakereler vs. Bütün bunlar kışın uzun gecelerinde yapılabilecek ideal şeyler. Kısacası kış geceleri başlı başına bereketli zaman dilimleri, belki çoğumuz için eşref saatleri.

Hz. Peygamber (s.a.) Efendimiz bu hakikate dikkatlerimizi çekmek maksadıyla “Kış müminin baharıdır.” buyurmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 75; Ebû Ya’le, Müsned, II, 519) Yâni bu mevsimin Müslüman’ın hayatında ne kadar büyük bir önem taşıdığına işaret etmiştir.

Hadisten anlıyoruz ki: nasıl baharda, tabiata yeni bir diriliş soluğu üflenir, türlü râyihâlar kaplar her tarafı, envai güzelliklerle bezenir yeryüzü; müminin dünyasına da kışın bahar gelir. Mümin de bu mevsimde gerek manevi aleminde gerek insani ilişkilerinde bahar hayatını, sanki yeniden dirilişi yaşar. Bu bereketli zamanları şahsî ve ilmî gelişimine bir vesile kılar.

Fahr-i Kâinât (s.a.), hadisin devamında bu mevsimin iki özelliğini açıklamış, bu mevsimi nasıl değerlendirmeleri gerektiği hususunda müminlere bir ışık yakmıştır: “Kışın gündüzler kısalmıştır, mümin oruç tutar; geceler de uzamıştır, geceyi ihyâ eder.” (Suyûtî, el-Câmiu’s sağîr, I, 718; Beyhakî, Sıyâm, 115)

Münâvî hadisin şerhinde şunları söylemektedir: “Mümin bu mevsimde tâat bahçelerinde gezinir, ibadet meydanlarında eğleşir; kalbi, amel bahçelerinde tenezzüh eder. Rabbine yaptığı türlü tâatlerle tam bir genişlik hali yaşar. Ne oruç ona zorluk verir, ne de geceyi ihya ederken uykusuz kalıp sıkıntıya düşer… Yâni gecenin uzunluğu uykusunu rahat almasına imkan verir, teheccüd ve evrad için dinç bir şekilde kalkar; dolayısıyla hem beden ihtiyacını tam olarak karşılamış, hem de ibadet vazifesini yerine getirmiş olur…” (Münâvî, Feydu’l Kadîr, IV, 172)

Demek ki kışın müminin baharı oluşunda birinci âmil, gündüz oruç tutmanın kolay olmasıdır. Müslüman’ın oruç tutarken herhangi bir zorluk çekmemesidir. Nitekim Allah Resûlü (s.a.) bir başka hadis-i şerifte: “Kışın oruç tutmak, serin bir ganimettir.” (Tirmizi, Savm, 74; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 335) buyurarak bu orucun kolaylığını ve faziletini anlatmıştır.

Bilindiği gibi oruç, nefsi terbiyede en mühim ibadettir. Hz. Peygamber’in (s.a.) farz olan orucun haricinde bu tür vesilelerle nâfile oruçlara teşvik etmesi, orucun müminin manevi tekamülündeki (olgunlaşmasındaki) yerini göstermektedir. Tabii ki gün boyu ibadet hâli içinde (oruçlu) olan bir kimse, hem Rabbine kendini daha yakın hissedecek, hem de insanlarla ilişkilerinde daha titiz davranacaktır. Bir başka ifadeyle; mânen tekamül eden insan, Rabbine karşı daha itaatkâr, insanlara karşı daha şefkat ve merhametli olacaktır. Bu, elbette müminin gönül dünyasını ve sosyal hayatını bahara çevirecektir.

İkinci âmil ise gecelerin değerlendirilip ihyâ edilmesidir. Geceleri ihyâ, Peygamberlerin ve sâlihlerin sünnetidir. Ayet-i kerimede onların bu hâli: “Onlar gecenin pek az bir kısmında uyurlar, seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi” (Zâriyât 51/17, 18) şeklinde anlatılmıştır.

Hz. Musâ (a.s.), Allah’ın huzuruna varmadan otuz gece ibadet etmekle emrolunmuş, sonra bu, kırk geceye çıkartılmıştır. (A’râf 7/142) Böylelikle O’nun kalbi bu büyük buluşmaya hazırlanmıştır. Aynı şekilde Peygamberimiz (s.a.)’e nübüvvetin ilk yıllarında nâzil olan Müzzemmil suresinde geceyi ihyâdan bahsedilmiş, Peygamberimiz ve İlk Müslümanlar buna titizlikle riayet etmişlerdir. Alimlerin beyanına göre gece ibadeti başlangıçta Müslümanlara farzdı, -ileriki yıllarda nâzil olan- aynı surenin son ayetinde Müslümanlara bu konuda bir hafifletme gelmiştir (Bkz: Elmalılı, Hak Dini,VIII, 405, 406). Bir taraftan bu ayetle Hz. Peygamber (s.a.) ve müminlerin bu davranışları medhedilmiş oluyordu: “Rabbin biliyor ki sen ve müminlerden bir tâife, muhakkak gece; üçte ikisine yakın ve yarısı ve üçte biri kalkıyorsunuz…” (Müzzemmil 73/20)

Bir başka ayeti kerimede, küfründe ısrar eden kimse ile geceyi ihya eden mümin şöyle kıyaslanır: “Yoksa o, gece saatlerinde kalkan, secdeye kapanıp kıyam durarak daima vazifesini yapan, ahireti sayan ve Rabbinin rahmetini uman kimse gibi olur mu?” (Zümer 39/9)

Gece ibadeti, müminin manevi tekamülünde bir başka önemli noktayı teşkil etmektedir. Onun gönül iklimi bu saatlerde Rabbine Kulluk etmekle derin bir neş’e ve huzura gark olmaktadır. Bu saatlerde yalnız Rabbi ile baş başa kalarak “Dünyada bir garip, bir yolcu, kabir ehlinden biri gibi ol”uşunun sırrına ermektedir. (Buhârî, Rikâk, 3; Tirmizî, Zühd, 25) O’nunla olan ahdini yenilemekte, gönderdiği Peygamber (s.a.)’e olan bağlılığını tazelemekte, varsa hatası onlar için bağışlanma dilemektedir. Ve yeni güne daha diri bir kulluk şuuruyla girmektedir.

Gece ibadetinin içerisinde zikredilen diğer bir konu da, gerek namazda gerekse müstakil olarak Kur’an’ı Kerim’i tilavet etmektir. Yine geceyi ihyâ emrinin geldiği ilk ayetlerde, Hz. Peygamber (s.a.)’e, Kur’an’ı tertîl üzere okuması emredilmişti. (Müzzemmil 73/4) Tertîl, Kur’an’ı yavaş yavaş, lafızlarını vurgulayarak, harflerin mahreçlerine riâyet ederek; bununla birlikte Kur’an’ın anlamlarını tefekkür edip ruhuna nüfûz ederek okumaktır. Böyle bir okuyuşla mümin, Kur’an’dan, onun feyz ve bereketinden rûhen daha çok istifâde edecek, Rabbinin talep ve mesajlarını daha güzel anlayabilecektir. Zira söz konusu emrin devamında: “Gerçek şu ki, gece vakti zihin daha zinde ve güçlü olur ve okuma daha da berraklaşır.” buyurulmaktadır. (Müzzemmil 73/6)

Nitekim Peygamberimiz (s.a.)’in Allah Teâla’nın bu emrine imtisal edip geceleyin Kur’an okuduğunu pek çok rivayetten öğrenmekteyiz. Âlûsî, “Ve Kur’ân’ı okumam emredildi.”(Neml 27/92) ayetinin tefsirinde şunları söylemektedir: “Kur’an’ın tilaveti esnasında ya da ona ittiba esnasında hakikatlerinin bana git gide açılması için tilavetine devam etmem emredildi. Çünkü bu tür kıraate devam etmem, ilâhi feyiz ve kudsî esrâr kapılarının açılma sebeplerindendir.” Anlatılır ki Hz. Peygamber (s.a.) gece vakti namaz kılmak üzere kalkmış, kıraatte: ‘Onlara azap edersen onlar senin kulların…’ (Mâide 5/118) ayetini sürekli olarak tekrar etmiş, olacak olanların sırları ona açılmıştı. Bu fecre kadar böyle devam etti gitti.”(Âlûsî, Rûhu’l meânî, XX, 39 )

Ehl-i Kitaptan Müslüman olup gece ibadetine önem veren müminlerin halleri ise şöyle tasvir edilmektedir: “Hepsi bir değildirler. Kitap ehli içinde doğruluk üzere bulunan bir ümmet (topluluk) vardır ki, gece saatlerinde onlar secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okurlar.” (Âl-i İmrân 3/113) Allah, iman eden bu kimselerden övgüyle söz ederken onların hem Allah’ın ayetlerini tilavetlerine hem de secde etmelerine işaret buyurmuştur. Yâni onların teheccüdlerindeki Kur’an okuyuşları övgüye değer bulunmuştur. (Beyzâvî, Envâru’t tenzîl, I, 80)

Hz. Peygamber (s.a.)’in teşvik edip özendirmiş olduğu bütün amel ve ibadetler, müminin daha diri bir dinî hayat yaşaması içindir. Allah ve Resûlüyle olan bağını sürekli canlı tutması içindir. Cumalar, Ramazanlar, mübarek geceler… hep bu diriliği güçlendiren bereketli zamanlarlardır. Müminin hayatında monotonluk yoktur. Kâinattaki hareket gibi onun hayatı da sürekli bir canlılık içindedir. İşte kış mevsimi de onun hayatında böyle bir gayeye hizmet etmektedir. nâinatta yeknesaklığa yer yok. Sürekli bir hareket, bir akış ve oluş söz konusu. Zaman akmakta, asırlar tükenip çağlar açılmakta, mevsimler değişmekte. Bakıyorsunuz bahar gelmiş, güzle birlikte derin bir uykuya dalan tabiat, baharla canlanıp neşvünemâ bulmuş. Derken yaz gelmiş, şerha şerha sıcaklar çökmüş, tarlalar ürüne durmuş. Güz gelmiş, altı ay önce hayata doğan yemyeşil bahçelerin, bağların yüzleri solmuş. Ve kışla birlikte tabiat, ahireti hatırlatırcasına beyaz elbiselere bürünmüş.

İşte yine zaman döndü dolaştı, kış geldi. Günler kısaldı, geceler alabildiğine uzadı. Allah’ın geceyi gündüze, gündüzü geceye katma (Âl-i İmrân 3/26) kanunu bir kez daha tecelli etti.

Gecelerin uzaması belki çoğu zaman yapmak isteyip de yapamadığımız fırsatları koydu önümüze. Aile ile oturup sohbet etme, onlarla ilgilenme, dost ve akraba ziyaretleri; talebeler için ders çalışma, kitap okuma, ilmi çalışmalar, müzakereler vs. Bütün bunlar kışın uzun gecelerinde yapılabilecek ideal şeyler. Kısacası kış geceleri başlı başına bereketli zaman dilimleri, belki çoğumuz için eşref saatleri.

Hz. Peygamber (s.a.) Efendimiz bu hakikate dikkatlerimizi çekmek maksadıyla “Kış müminin baharıdır.” buyurmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 75; Ebû Ya’le, Müsned, II, 519) Yâni bu mevsimin Müslüman’ın hayatında ne kadar büyük bir önem taşıdığına işaret etmiştir.

Hadisten anlıyoruz ki: nasıl baharda, tabiata yeni bir diriliş soluğu üflenir, türlü râyihâlar kaplar her tarafı, envai güzelliklerle bezenir yeryüzü; müminin dünyasına da kışın bahar gelir. Mümin de bu mevsimde gerek manevi aleminde gerek insani ilişkilerinde bahar hayatını, sanki yeniden dirilişi yaşar. Bu bereketli zamanları şahsî ve ilmî gelişimine bir vesile kılar.

Fahr-i Kâinât (s.a.), hadisin devamında bu mevsimin iki özelliğini açıklamış, bu mevsimi nasıl değerlendirmeleri gerektiği hususunda müminlere bir ışık yakmıştır: “Kışın gündüzler kısalmıştır, mümin oruç tutar; geceler de uzamıştır, geceyi ihyâ eder.” (Suyûtî, el-Câmiu’s sağîr, I, 718; Beyhakî, Sıyâm, 115)

Münâvî hadisin şerhinde şunları söylemektedir: “Mümin bu mevsimde tâat bahçelerinde gezinir, ibadet meydanlarında eğleşir; kalbi, amel bahçelerinde tenezzüh eder. Rabbine yaptığı türlü tâatlerle tam bir genişlik hali yaşar. Ne oruç ona zorluk verir, ne de geceyi ihya ederken uykusuz kalıp sıkıntıya düşer… Yâni gecenin uzunluğu uykusunu rahat almasına imkan verir, teheccüd ve evrad için dinç bir şekilde kalkar; dolayısıyla hem beden ihtiyacını tam olarak karşılamış, hem de ibadet vazifesini yerine getirmiş olur…” (Münâvî, Feydu’l Kadîr, IV, 172)

Demek ki kışın müminin baharı oluşunda birinci âmil, gündüz oruç tutmanın kolay olmasıdır. Müslüman’ın oruç tutarken herhangi bir zorluk çekmemesidir. Nitekim Allah Resûlü (s.a.) bir başka hadis-i şerifte: “Kışın oruç tutmak, serin bir ganimettir.” (Tirmizi, Savm, 74; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 335) buyurarak bu orucun kolaylığını ve faziletini anlatmıştır.

Bilindiği gibi oruç, nefsi terbiyede en mühim ibadettir. Hz. Peygamber’in (s.a.) farz olan orucun haricinde bu tür vesilelerle nâfile oruçlara teşvik etmesi, orucun müminin manevi tekamülündeki (olgunlaşmasındaki) yerini göstermektedir. Tabii ki gün boyu ibadet hâli içinde (oruçlu) olan bir kimse, hem Rabbine kendini daha yakın hissedecek, hem de insanlarla ilişkilerinde daha titiz davranacaktır. Bir başka ifadeyle; mânen tekamül eden insan, Rabbine karşı daha itaatkâr, insanlara karşı daha şefkat ve merhametli olacaktır. Bu, elbette müminin gönül dünyasını ve sosyal hayatını bahara çevirecektir.

İkinci âmil ise gecelerin değerlendirilip ihyâ edilmesidir. Geceleri ihyâ, Peygamberlerin ve sâlihlerin sünnetidir,. Ayet-i kerimede onların bu hâli: “Onlar gecenin pek az bir kısmında uyurlar, seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi” (Zâriyât 51/17, 18) şeklinde anlatılmıştır.

Hz. Musâ (a.s.), Allah’ın huzuruna varmadan otuz gece ibadet etmekle emrolunmuş, sonra bu, kırk geceye çıkartılmıştır. (A’râf 7/142) Böylelikle O’nun kalbi bu büyük buluşmaya hazırlanmıştır. Aynı şekilde Peygamberimiz (s.a.)’e nübüvvetin ilk yıllarında nâzil olan Müzzemmil suresinde geceyi ihyâdan bahsedilmiş, Peygamberimiz ve İlk Müslümanlar buna titizlikle riayet etmişlerdir. Alimlerin beyanına göre gece ibadeti başlangıçta Müslümanlara farzdı, -ileriki yıllarda nâzil olan- aynı surenin son ayetinde Müslümanlara bu konuda bir hafifletme gelmiştir (Bkz: Elmalılı, Hak Dini,VIII, 405, 406). Bir taraftan bu ayetle Hz. Peygamber (s.a.) ve müminlerin bu davranışları medhedilmiş oluyordu: “Rabbin biliyor ki sen ve müminlerden bir tâife, muhakkak gece; üçte ikisine yakın ve yarısı ve üçte biri kalkıyorsunuz…” (Müzzemmil 73/20)

Bir başka ayeti kerimede, küfründe ısrar eden kimse ile geceyi ihya eden mümin şöyle kıyaslanır: “Yoksa o, gece saatlerinde kalkan, secdeye kapanıp kıyam durarak daima vazifesini yapan, ahireti sayan ve Rabbinin rahmetini uman kimse gibi olur mu?” (Zümer 39/9)

Gece ibadeti, müminin manevi tekamülünde bir başka önemli noktayı teşkil etmektedir. Onun gönül iklimi bu saatlerde Rabbine Kulluk etmekle derin bir neş’e ve huzura gark olmaktadır. Bu saatlerde yalnız Rabbi ile baş başa kalarak “Dünyada bir garip, bir yolcu, kabir ehlinden biri gibi ol”uşunun sırrına ermektedir. (Buhârî, Rikâk, 3; Tirmizî, Zühd, 25) O’nunla olan ahdini yenilemekte, gönderdiği Peygamber (s.a.)’e olan bağlılığını tazelemekte, varsa hatası onlar için bağışlanma dilemektedir. Ve yeni güne daha diri bir kulluk şuuruyla girmektedir.

Gece ibadetinin içerisinde zikredilen diğer bir konu da, gerek namazda gerekse müstakil olarak Kur’an-ı Kerim’i tilavet etmektir. Yine geceyi ihyâ emrinin geldiği ilk ayetlerde, Hz. Peygamber (s.a.)’e, Kur’an’ı tertîl üzere okuması emredilmişti. (Müzzemmil 73/4) Tertîl, Kur’an’ı yavaş yavaş, lafızlarını vurgulayarak, harflerin mahreçlerine riâyet ederek; bununla birlikte Kur’an’ın anlamlarını tefekkür edip ruhuna nüfûz ederek okumaktır. Böyle bir okuyuşla mümin, Kur’an’dan, onun feyz ve bereketinden rûhen daha çok istifâde edecek, Rabbinin talep ve mesajlarını daha güzel anlayabilecektir. Zira söz konusu emrin devamında: “Gerçek şu ki, gece vakti zihin daha zinde ve güçlü olur ve okuma daha da berraklaşır.” buyurulmaktadır. (Müzzemmil 73/6)

Nitekim Peygamberimiz (s.a.)’in Allah Teâla’nın bu emrine imtisal edip geceleyin Kur’an okuduğunu pek çok rivayetten öğrenmekteyiz. Âlûsî, “Ve Kur’ân’ı okumam emredildi.” (Neml 27/92) ayetinin tefsirinde şunları söylemektedir: “Kur’an’ın tilaveti esnasında ya da ona ittiba esnasında hakikatlerinin bana git gide açılması için tilavetine devam etmem emredildi. Çünkü bu tür kıraate devam etmem, ilâhi feyiz ve kudsî esrâr kapılarının açılma sebeplerindendir.” Anlatılır ki Hz. Peygamber (s.a.) gece vakti namaz kılmak üzere kalkmış, kıraatte: ‘Onlara azap edersen onlar senin kulların…’ (Mâide 5/118) ayetini sürekli olarak tekrar etmiş, olacak olanların sırları ona açılmıştı. Bu fecre kadar böyle devam etti gitti.”(Âlûsî, Rûhu’l meânî, XX, 39 )

Ehl-i Kitaptan Müslüman olup gece ibadetine önem veren müminlerin halleri ise şöyle tasvir edilmektedir: “Hepsi bir değildirler. Kitap ehli içinde doğruluk üzere bulunan bir ümmet (topluluk) vardır ki, gece saatlerinde onlar secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okurlar.” (Âl-i İmrân 3/113) Allah, iman eden bu kimselerden övgüyle söz ederken onların hem Allah’ın ayetlerini tilavetlerine hem de secde etmelerine işaret buyurmuştur. Yâni onların teheccüdlerindeki Kur’an okuyuşları övgüye değer bulunmuştur. (Beyzâvî, Envâru’t tenzîl, I, 80)

Hz. Peygamber (s.a.)’in teşvik edip özendirmiş olduğu bütün amel ve ibadetler, müminin daha diri bir dinî hayat yaşaması içindir. Allah ve Resûlüyle olan bağını sürekli canlı tutması içindir. Cumalar, Ramazanlar, mübarek geceler… hep bu diriliği güçlendiren bereketli zamanlarlardır. Müminin hayatında monotonluk yoktur. Kâinattaki hareket gibi onun hayatı da sürekli bir canlılık içindedir. İşte kış mevsimi de onun hayatında böyle bir gayeye hizmet etmektedir.

***

Yazarın bu yazısı daha önce, Altınoluk Dergisi’nin, Şubat, 2006, 240. sayısında yayınlanmıştır.

 

 

Bu yazı 461 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar