Reklam
Reklam
Reklam
EMANETE SAHİP ÇIKMAK İNSAN OLMANIN GEREĞİDİR
Reklam
Doç. Dr. Mesut KAYA

Doç. Dr. Mesut KAYA

EMANETE SAHİP ÇIKMAK İNSAN OLMANIN GEREĞİDİR

07 Nisan 2019 - 22:36

Emanet, İslam’ın en zengin kelimelerinden biri. Hayatımızı bütün yönleriyle kuşatan, insanlığımızın olmazsa olmaz mefhumlarından biri. 

Varlığımızla bütünleşmiş, bizden ayrı düşünülemeyecek bir sıfat. Öyle ki, emaneti yitiren insan, insan olmaktan çıkıyor. Emanet duygusu körelmiş insan, varlık amacını kaybediyor.
Allah Teâlâ insanoğlunu yarattığında, emaneti göklere, yere ve dağlara arz etmiştir. Gökler, yer ve dağlar, emanetin büyüklüğünü anlayınca onu yüklenmekten kaçınmışlardır. Onların yüklenemediği emaneti, insan yüklenmiş, bu zorlu göreve o talip olmuştur. Allah Teâlâ da onunla bir ahit yapmış ve emaneti koruyacağına dair ondan kuvvetli bir söz (misak) almıştır. Ancak her insan o emaneti taşımaya güç yetirememiştir. Bu sebeple de emaneti taşıyamayanlar zalim ve cahil olarak nitelendirilmişlerdir. (Ahzâb, 72)
Peki nedir bu emanet? 
Allah Teâlâ insanı yaratırken, onu mükemmel niteliklerle donatmıştır. Bunların başında akıl gelir. Akıl insanı diğer varlıklardan, göklerden, yerden ve dağlardan ayıran en önemli vasıftır. İnsan aklıyla, Allah’ın birliğini ve onun emirlerini kavrar. İnsan aklıyla mükellef olur. İnsan aklıyla peygamberin örnekliğine imtisal eder. Bu bakımdan aklın bir emanet olduğu söylenmiştir. Şu halde insan, en değerli varlığı olan akıl emanetini Yüce Yaradan’ı bulmak, O’na ibadet, itaat ve Peygamber’e ittiba yolunda kullanmalıdır. 
Emanet, insan ile Rabbi arasında olan bazı şeyleri ifade eder. Bunların başında, kulların yerine getirmekle mükellef oldukları, Allah’ın emirleri, farzlar ve ibadetler gelir. Allah Teâlâ kullarını yaratmış, onlara akıl, irade, sağlık, afiyet ve daha pek çok nimet vermiştir. Bütün bu nimetler karşısında Allah Teâlâ, kulların omuzlarına kulluk emanetini yüklemiştir. Bir başka ifadeyle, Allah’ın Hz. Peygamber (s.a) vasıtasıyla gönderdiği İslam, bir emanettir. Hatta İslam Müslümanların uhdesine tevdi edilmiş en büyük emanettir. Allah’a kulluk ve ibadetleri yerine getirmek ve İslam’a teslim olmak emanete sahip çıkmaktır.
Selef-i sâlihînden bazıları, Kur’an’da geçen emanetin namaz olduğunu söylemişlerdir. Namaz, İslam’ın en temel rüknü olması bakımından emanet olarak isimlendirmeye ne kadar layıktır! Rasûl-i Ekrem’in  “gözümün nuru” diye nitelendirdiği namaz, üzerimizdeki en büyük emanetlerden biridir. Nesiller, namaz neşesiyle yetiştirilmeli, namaz bilinci anlara en mükemmel şekilde kazandırılmalıdır. Namazsız bir nesil yetiştirmek, en büyük musibettir. Nitekim ayet-i kerimede, “Sonra onların arkasından kötü bir nesil geldi. Onlar namazı zayi ettiler, şehvetlerine uydular” (Meryem, 59) buyrulmuştur. 
Şeâr-i İslam, Müslümanların uhdesindeki bir emanettir. Camii, minare, ezan, kıble ve Kâbe gibi şiarlar, İslam şuurunu Müslümanlarda canlı tutan sembollerdir. İslam, nesillere bu şiarlarla intikal eder. Denizciler karanlık gecelerde deniz fenerleriyle yollarını buldukları gibi, şeâr-i İslâm’la da nesiller hakikati bulur. Bunlar sayesinde benliklerini kaybetmezler. 
Kur’an, Allah’ın biz ümmet-i Muhammed’e emanetidir. Mübarek kitabımız, bizim için bir nur, bir hidayet rehberidir. Dinimiz, dünyamız onunla aydınlıktır. Kur’an’ı adabına göre tilavet etmek, ayetleri üzerinde tefekkür etmek, helalini helal, haramını haram bilmek, hükümleriyle amel etmek, Allah’ın bu emanetine sahip çıkmak demektir.  Nitekim Allah Teâlâ, “Hepiniz Allah’ın ipine (Kur’ân’a) sımsıkı sarılın” (Âl-i İmrân, 101) buyurmaktadır. Hz. Peygamber’in sünneti bir emanettir. Allah Rasûlü’nün şefaatine mazhar olmak için onun sünnetine sahip çıkmak gerekir. 
Ümmet-i Muhammed, Kur’an-ı Kerim’i Allah Teâlâ’dan nazil olduğu gibi, Peygamber Efendimiz’in tebliğ ettiği gibi günümüze kadar muhafaza etmiştir. “Kur’an kendilerine ilim verilenlerin sadırlarında ışıl ışıl parlayan ayetlerdir” (Ankebût, 50) ayeti mucibince, onu kalplerinde taşıya gelmişlerdir. Bu sebeple, bu ümmet “Kitaplarını kalplerinde taşıyan ümmet” diye tarif edilmiştir. İşte Kur’an’ı hıfz etmek yani hâfızlık bir emanettir. Asırlar boyu devam eden bu gelenek, günümüzde de yaşatılmalı; gönülden gönüle akan Kur’an-ı Kerim, hiçbir kesinti olmadan kıyamet sabahına kadar varlığını sürdürmelidir. Unutulmamalıdır ki, Allah Teâlâ’nın “Onu muhakkak biz indirdik, onu koruyacak olan da biziz” (Hicr, 9) ayet-i kerimesi hafızlarla tecelli etmiş, Allah onların vasıtasıyla bu kitabı korumuştur. Bu sebeple evlatlarımız, Kur’an’ı hıfza yönlendirilerek, hâfızlık emanetine sahip çıkılmalıdır. 
İlim bir emanettir. Âlimlerimizin göz nuruyla yazdıkları kitapları tozlu raflara terk etmek emanete hıyanetliktir. O kitapları anlayacak ilmî bir seviye yakalamak için ömrümüzü ilme adamak, insan yetiştirmek, bu ilimlerin ihyası için medreseler, müesseseler ve vakıflar kurmak ve buralara hizmet etmek boynumuzun borcudur.
Kadınlar bir emanettir. Peygamber Efendimiz’in buyurduğu gibi, “Kadınlar konusunda Allah’tan korkun. Siz onları Allah’ın bir emaneti olarak aldınız.” (Müslim, Hac, 147) Emanete sahip çıkmalı, onlara helal yedirmeli, şefkat, muhabbet ve merhametle muamele etmelidir. Çocuklar, bir emanettir. Onları İslam ahlak ve adabı üzere yetiştirmelidir. 
Adalet bir emanettir. İdari görevlerde adaletle hükmetmeli, zulümden kaçınmalı, insanların hakları gözetilmelidir. 
Tabiat, tabii kaynaklar ve tüm canlı varlıklar birer emanettir. Allah’ın arzında aşırı tüketime, lüks ve israfa kaçarak, gelecek nesillerin haklarını gasp etmemelidir. Hava, su, toprak kirletilmemeli, bunların hepsinin birer emanet olduğu şuuruyla hareket edilmelidir. Fesada sebep olacak davranışlardan kaçınmalıdır. Bu emanetlere sahip çıkmak, insanın yeryüzündeki halifeliğinin  bir gereğidir. 
Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi, “Emaneti olmayanın dini yoktur.” (Ma’mer b. Râşid, Câmi, XI, 157) Emanete hıyanet aynı zamanda insanı insan olmaktan çıkaran bir davranıştır. Emanete sahip çıkmak, hem insan hem de Müslüman olmamızın bir gereğidir. 
Mesut KAYA
 

Bu yazı 145 defa okunmuştur .

Son Yazılar