Reklam
90'lı Yıllarda Karaman Parmaklı Camii Civarı ve İlk Gençlik...
Doç. Dr. Mesut KAYA

Doç. Dr. Mesut KAYA

90'lı Yıllarda Karaman Parmaklı Camii Civarı ve İlk Gençlik Yıllarım

13 Mayıs 2019 - 13:54

90’lı Yıllarda Karaman Parmaklı Camii Civarı ve İlk Gençlik Yıllarım
Bizim hikâyemiz, köyden şehre göçmüş pek çok insanımızın hikâyesi gibidir. Çocuklar okusun diye, köyünü, evini-barkını terk edip gelen, bulduğu asgari ücretli bir işle, kiralık evlerde hayata tutunmaya çalışanların hikâyesi… 
1989 yılında, güz gelince, beni köyden, gütmekte olduğum bir körpe sürüsünün ardından alıp şehre getirdiler. Bir Kur’an kursuna yazdırdılar. Saçları güneşten sararmış, yüzü sıcaktan kavrulmuş, 12 veya 13 yaşlarında bir çocuk... Biraz heyecanlı biraz ürkek... 
Karaman’da Parmaklı Camii ile Çelebi Camii arasında uzanan sokak üzerinde oturan teyzemlerde kalacak, kursa evci gidip geleceğim. Rahmetli teyzemin rahmetli eşi birkaç ay önce vefat etmiş, beş çocuk yetim kalmış gurbet elde. Dayımlar onları getirip Karaman’a yerleştirmişler. Bir de ben geldim, olduk altı çocuk. Teyzem nur içinde yatsın, anne gibi ilgilendi benimle. Çocuklarından ayrı görmedi. Annem iş bilir bir kadındı. Elde birikmiş biraz para vardı. Eski hapishane (ya da daha eski Rum kilisesi) diye bilinen mevkide devren satılık bir bakkal dükkânı, annemin teşebbüsü, dayımların da desteğiyle bir hafta içinde alındı. Hemen bir ev bulup taşındılar, ben de kendi evimizde kalmaya başladım. 
Ev tarihi bir bina… İki katlı bir konak esasında… Hatırlayabildiğim kadarıyla kapılar ahşap… Tavanlar da ahşap ve süslemeli, kabartmalı… Üst kat cumbalı. Geniş bir bahçeye açılıyor, bahçede ağaçlar ve güzel bir havuz da var… Çelebi Camiinden Parmaklı Camiine giderken sağ kolun üzerinde kalan bu evin alt katında, sadece bir odasını kullanarak, birkaç ay oturduğumuzu hatırlıyorum. Karaman evlerinin tipik bir örneği olan ev maalesef ki çok kısa bir süre sonra yıkıldı. Sonradan öğrendiğime göre meşhur Karasakal Hoca da bir müddet bu evde ikamet etmiş… 
Biz bu evde otururken olmalı, bir akşamüstü Parmaklı Camiinde yangın çıktı. Camii alevler içinde cayır cayır yanıyor. Camiinin imamı, gür ve gevrek sesiyle okuduğu ezanları severek dinlediğimiz İsmail Gündüz hoca. Hocanın koşarak geldiğini ve bir taraftan yangını söndürmeye çalışırken bir yandan da gözyaşları dökerek ağladığını hatırlıyorum. Neyse ki yangın kısa sürede söndürüldü, camii sonradan restore edildi. Hoca da bu restorasyonda bizzat çalıştı. 
Biz o evden Çelebi Caminin kıble istikametinde bulunan yine iki katlı bir eve taşındık. Ahşap büyük kapı bir hole açılırdı. İçerden ahşap bir merdivenle ikinci kata çıkılırdı. İki odalıydı. Odanın biri caddeye diğeri bir bahçeye bakardı. Güzel bir evdi. Ben o evden çokça Çelebi Camiine gittiğimi, müezzinlik yaptığımı hatırlıyorum. Her ne kadar camii imamı Ehliz hocadan biraz gözüm korksa bir kaç defa ona kırılsam da yine de gidip gelmeye çalışırdım. Caminin karşısında dayımların bakkalı vardı. Zaman zaman bakkala gözcülük ettiğim de olurdu. Yaklaşık bir yıl kadar o evde oturduk. O evin de müteahhite verildiğini ve yıkılacağını öğrendik, çok üzüldük. Mecburen taşınmalıydık. Yoksa biz içinde iken dozeri eve dayayacaklardı. Allah’ım, ev kıtlığı vardı memlekette. Ev bulamadık. Nihayet Mehmet Bey mahallesinde, yaşlı bir teyzenin evini tutuk... Ev denirse tabii… Tek gözlü, küçük bir aralığı olan bir uzantı… Nüfusumuz beş kişiydi, bilmiyorum o eve nasıl sığdık.
Bu arada Karaman’da tutunamayan teyzemler tekrar Silifke’ye taşındılar. Ben ve aynı kursta okuduğumuz teyze oğlum hafızlığa kaldık. Ben evci gidip geliyorum, teyzemin oğlu yatılıda kalmayı tercih ediyor. Ben eve gidip geliyorum ama tek oda. Nerede ders çalışacaksın? Bazen herkesle birlikte otururken, bazen aralıkta… Soğuk kış günlerinde çok ezber yaptığımı hatırlıyorum o aralıkta. O evde sekiz ay kadar oturduk. Sonra babam Parmaklı Camiinin giriş kapısının sağ çaprazında bir ev buldu. Oraya taşındık. 
Toprak damlı, bahçeli, iki göz bir aralık, yanında kiler-mutfak karışımı bir oda… Tavanındaki ağaçlardan bir kısmı kırılmış, zaman zaman toprak dökülen başımızı sokacağımız bir ev. Hafızlığımın son yılından üniversiteyi bitirene kadar o evde oturduk. İlk gençliğime, masum aşklarıma, ilk okumalarıma, kendimi dava adamı gibi gördüğüm en heyecanlı dönemlerime, sufiyane yönelişlerime ve üniversite kazanma heyecanıma o ev şahitlik etti. Hacı Bayram’ın, 
Seyrimde bir şara vardım 
Ol şarı yapılır gördüm 
Ben dahi bile yapıldım 
Taş ü toprak aresinde 
dediği gibi, o toprak evde biz de sanki inşa edildik.  
Lise birinci sınıfta, arkadaşlardan oluşturduğumuz bir grupla okumalar, sohbetler, programlar tertip ettik. Hadi adını da yazalım grubun, Ebabillere o ev merkez üslüğü yaptı. Bir gün o dönem İmam Hatip Lisesi’nin müdürü olan Arif Çeler hocamızdan parasız yatılıda kalan arkadaşlar için izin istedik. Ne yaptığımızı, ne okuduğumuzu sordu. Biz de dilimiz döndüğünce anlattık. Adresi verin, dedi. Akşam biz sohbeti yaparken bir de baktık ki, yanında Hasan Cengiz hoca ile çıkıp gelmişler. Çok şaşırmış, aynı zamanda çok heyecanlanmıştım. Bir yaz gecesi yine aynı arkadaşlarla, evde sohbet ediyorduk. Camlar, perdeler açıktı. Artık her ne konuşuyorsak, pencerenin altında merhum Muammer Baran’ın (nam-ı diğer Deli Muammer) bizim söylediklerimizi o nazik üslubuyla tasdik edip “ne güzel söylediniz efendim, maşallah” gibi sözler söylediğini hatırlıyorum. İstitrat kabilinden söylersem, o yıllarda Muammer Baran hakkında bir yazı yazdım. Kerametlerinden şundan bundan... Tarih hocamız bir ders arasında, mevzu her ne ise “delinin kerameti mi olur?” diye bir söz sarf etti. Ben de yırtıp attım o yazıyı. 
O mahalleden kimler kaldı zihnimde? Parmaklı Camii en önemli durağımızdı. İsmail Gündüz hoca ile muhabbetimiz vardı. Çokça mihraba geçirirdi beni. Onun yokluğunu hiç hissettirmez, namazları zevkle kıldırırdım. Camide ders çalışmayı severdim. İkinci odayı ısıtma imkânının olmadığı kış günlerinde, cami büyük bir nimetti benim için. İsmail hoca, değim gibi güzel ezan okur, Ramazan ayında her gün hazırladığı vaazları kürsüden anlatır, her sabah namazı Kur’an-ı Kerim’i mealiyle okurdu. Türkiye Diyanet Vakfı mealini birkaç kez sabah namazından önce bitirdiğini hatırlıyorum. Hoca, Necati Yeniel hocanın sohbet meclislerinin müdavimlerindendi. Zaman zaman arkadaşlarla bizim de katıldığımız, genelde hocalardan oluşan bu sohbet meclisleri, bir halka-ı zikirle sona ererdi. Yar yüreğim yar gör ki neler var, ilahisi eşliğinde icra edilen bu halka-i zikrin hoş sedası hala kulaklarımdadır. 
Sabah namazı Civan Camii emekli imamı uzun sakallı, Şükrü hoca da gelir. Kamete bazen o kalkar, bazen ben; o kalktığı zamanlar, namaz bitince, “oku hafız” der, ben Hüvallahüllezi’yi okurum. Hocanın “oku hafız” sözü yâdımdan hiç silinmemiştir. 
Caminin müdavimleri arasında bir de Alatalı Mehmet Efendi (Mehmet Doğrul) vardır. Hoca ilerlemiş yaşına rağmen beş vakit cemaate devam eder. Nurani yüzü, aksakalıyla hayali gözlerimin önündedir. İsmail hoca onun için ibadet dirisi derdi. Mekânı cennet olsun. Hoca bir ara Hediyyetü’l-İhvan diye bir hadis mecmuası hazırlamış, eşe-dosta, cemaate hediye etmiştir. O zamanlar bende de bir nüshası vardı kitabın. Lise birde iken arkadaşlarla faaliyetleri yoğunlaştırdığımız dönemde, ben o işlerin altında ezildim adeta. Derin ihtilaçlar yaşamaya başladım. Bir çıkmazdaydım. Bir gün namaz çıkışı kendilerini ziyaret etmek istediğimi söyledim. Buyur etti beni. Eve vardık. Sağlı sollu kitaplıkların olduğu bir oda... Galiba bir somyaya oturduk. Ben dertlerimi anlatırken, kapı tıkladı ve iki fincan kahve uzatıldı. Bir hocaefendinin evinde olduğumuz her halden hissediliyordu. Böyle bir ikramın, bir lise öğrencisi için çok anlamlı olduğunu herhalde söylememe gerek yoktur. Kahveleri içerken, bir ara yaşımın ilerlediğinden, bir ilim sahibi olmadığımdan falan dertlendim. Hoca beni sükûnetle dinledi. Sonra evladım yaşın henüz çok genç, daha çok ilimler tahsil edersin, üzme kendini, dedi. Bana bir dua yazdı. Üstümden eksik etmemem gerektiğini söyledi. Teşekkür ederek ayrıldım ve o duayı yıllarca taşıdım. 
Hususiyet sahibi başka kimleri hatırlıyorum? Camiye yaz aylarında heybetli, uzun sakallı, bıyıkları olabildiğince kısaltılmış, Almancı bir zat gelirdi: Hüsnü amca. Evi Civan Camiinin ilerisindeydi. Üniversiteye hazırlandığım yıl olacak, bir gün bizi sabah namazı sonrası çorbaya davet etmiş. İsmail hoca ile gittik. Ali Çelikyön hoca da oradaydı. Çorbaları içtikten sonra hiç unutamayacağım bir sohbet ortamı oluştu. Hüsnü amca gurbetin o zor yıllarında, nereye gideceğini bilemeyeceği bir haldeyken, bir gün Erbakan hocanın kendilerini ziyarete geldiğini, sabahlara kadar gurbetçilere konuşmalar yaptığını, o vesileyle hidayet bulduğunu, bu sebeple Erbakan hocaya derin bir hürmet ve muhabbet beslediğini anlattı. O gün en çok da Ali Çelikyön hoca üzerinde konuşuldu. Hoca, Fransızca-İngilizce öğretmeni… Çok okuyan biri… O gün Elmalılı’nın orijinalini baştan sona okuduğu hatta o dönemlerde yanından-yakınından geçenleri bile fark etmeyecek kadar derin düşüncelere daldığı anlatıldı. Hoca Necip Fazıl’ı çok seviyordu. Necip Fazıl’ın İstiklal Marşı’na alternatif olarak yazdığı şiirden bahsetti. Üstad’dan ezbere şiirler okudu: 
Sonsuzluk kervanı peşinizde ben
Üç ayakla seken topla köpeğim
Bastığınız yeri taş taş öpeyim
Bir kırıntı yeter kereminizden
Sonsuzluk kervanı peşinizde ben
 Ali Çelikyön hocaya artık bir kitap yazması, bunca birikimi öldürmemesi gerektiği yönünde ısrarlı taleplerde bulunuldu. Kısmet dedi hoca, mütebessim çehresiyle. Bilmiyorum bir kitap yazdı mı hocamız? Sonraki yıllarda bir de İsmet Özel’in Üç Mesele kitabını bir grup arkadaşla, hocanın nezaretinde müzakere ettiğimizi hatırlıyorum. 
O günün en unutulmazı ise, Hüsnü amcanın uduyla bize bir fasıl geçmiş olmasıydı.  Neler çaldı şimdi hatırlayamıyorum ama öyle bir insanı tanımış olmaktan memnuniyet duyduğumu söyleyebilirim. 
Gençlik yılları, o fasıl gibi geldi geçti. Ben üniversiteye gittim; sonsuzluk kervanının peşine düştüm. Sonraları o ev de yıkıldı. Geriye tatlı hatıralar kaldı. O hoş seda bende meknuz kalmasın, belki de ademe mahkum olmasın diye birkaç satır yazayım istedim. Belki devamı gelir; Parmaklı Camiinden Eski Hapishane civarına, oradan Araboğlu Camiine, oradan da başka yerlere uzanırız. 
Sağ olanlara selamet ve afiyet, ahirete irtihal edenlere rahmet ve mağfiret diliyorum. Sürç-i lisan ettikse affola…
Mesut KAYA
12.05.2019
06 Ramazan 1440
 

Bu yazı 1514 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar