Reklam
Reklam
Reklam
Haber, Medya, Sosyal Medya
Reklam
Burhanettin Saygılı

Burhanettin Saygılı

Burhanettin Saygılı

Haber, Medya, Sosyal Medya

07 Kasım 2017 - 10:24

Haber, Medya, Sosyal Medya


‘’Ey iman edenler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptığınızdan pişman olursunuz.’’ (49 -6).

Haber; bir olay, yer alan bir olgu, değişen bir durumla ilgili olarak edinilen bilgidir. Bazen değişen bilginin pek ehemmiyeti olmayabilir. Lakin öyle zaman gelir ki; değişen bilgi hayat memat meselesi olur. Hayatlara mâl olur. Yalan ya da yanlış haberler fitnelere sebep olur. ‘’Fitne katilden beterdir.’’ (2 -191) uyarısı vuku bulur. Beterin beteri zuhur eder. Katilin beteri, toplumu kötülük namına esir alır.

Medya kısaca topluma haber aktaran, bilgi sunan; yayınların genel adıdır. Medya haber sunarak, bilgi çağında ki en temel ihtiyacımızı gidererek önemli bir vazifeyi ifa etmektedir. Demokrasinin dördüncü kuvvetidir. Bilgi toplumunun yaşamsal sıvısı (kan) kabul edebiliriz.

Tek cümleyle medya olmazsa olmazımızdır. (Okuduğunuz bu yazıda, sizlere internet medyası aracılığıyla ulaşmakta.)

Medyanın bir de olumsuz yönlerine bakalım. Gerçeği olduğu gibi aktarmayabilir. Haber üzerinde kırpma, oynama (çarpıtma) işlemi yapabilir. Çeşitli müziklerle yönlendirmelerde bulunabilir.

Geçenlerde gittiğimiz lokantada Rupert Murdoch'ın kanalı açıktı. Haberi bize turunçgiller ailesinden bir zat sunuyordu. Sunucu alladı pulladı iki lafın arasında gözlerimizi bağladı. Dizginlerimiz onun eline geçmiş at gibiydik. Bizi istediği yere sürüklüyordu. Anesteziye gerek görmeden beyin ameliyatı yapmış zihnimizi teslim almıştı. Haberin tamamında; her yerde felaket var, durumumuz facia. Kim nerede ne yapıyorsa yanlış yapıyor. Ülkemiz bir umuttu. Bittiği için Türkiye’yi herkes unuttu türünden infial uyandıran haberlerdi.


Bir kötü oldum, bir kötü oldum anlatamam. Ölmüşüz de haberimiz yok. Ölmüşüz de ağlayanımız yok. Gönlüme matem havası çökmüştü. Gönülden dile acı sözler döküldü.


‘’Tükendi nakdi ömrüm

Dilde sermayem sır, ah kaldı

Derun-i derdimi Lokman'a gösterdim

Dedi eyvah bu derdin defnine çare

Hakiki bir ilah kaldı

Ne kara günlerde halk etti beni Mevla’m

Tutuldu şemsi bahtım gonca güllerim simsiyah kaldı

Elimde bir keşkül başımda bir külah

O da bana sermaye kaldı’’


Derdime dermanı Lokman bile bulamamıştı. Bu dert beni iflah etmez öldürür dedim, kalktım lokantadan. Mağazadan alacaklarımızı aldık içimdeki yeis azalmadı. Markete gittik, alışveriş yapanlara hüzünle baktım. Son alışverişleriniz yazık ki diye düşündüm. Biz de eli dolu çantalarla ayrıldık, marketten. Ne ki beni bedbaht eden duygulardan kurtulamamıştım. Ülkem batmıştı; ‘Göğsüm daralıyor, yüreğim kanıyor. Olmasaydı sonumuz böyle.’’ modundaydım. Arabamın yakıtın aldığım benzin istasyonunda, insanların keyfi yerinde, beni umursamıyorlar. Oysa ızdırabım birazda bu insanlar için değil miydi? Evime ulaştım, kaloriferler her yeri ısıtmış sıcacık evim beni karşıladı. Bu da fayda etmedi. Ben ki ülkesi; bölünmüş, parçalanmış, bitmiş bir vatan evladıydım.


Rupert Murdoch'a teşekkür ediyordum. Kimseler bizi düşünmüyor, herkes çıkarını düşünüyordu. Murdoch Emmim öyle mi? O kendisini düşünmüyor, bizi düşünüyordu. Ne güzel komşumuzdun sen Murdoch Emmi. Birde bizim bizden başka dostumuz yok derler ya duyda inanma. Gördüğünüz gibi Murdoch bize bizden daha vefalı.


Neden sonra kendime geldim. Efsunlanmıştım, başımı döndüren füsunun etkisi kaybolmuştu. İçimden bir ses ‘’Yeise düşmeyin, inanmışsanız galip sizsiniz.’’  diye fısıldadı. Bir medya oyununa gelmiştim. İllüzyonu belli ışığı hangi nesneye yaklaştırsa nesne devasa boyuta ulaşıyor, ışığı uzaklaştırdığı nesne cüceleşiyordu. Pireyi deve, zürafayı sinek gösterebiliyordu.


Murdoch uyanıktı, çayın kuşunu çayın taşıyla pardon çayın narenciyesiyle vuruyordu. Ülkemizde kötü giden işler, kötü olaylar yok muydu? Elbette var, hatta bir hayli de fazla.  Ancak bu durum doğruları görmezden gelmemizi engellemeli. Bir öğretmen yazılı kâğıdı okurken yanlış cevaplara puan vermez. Bir yanlış var diye de kâğıdı buruşturup atmaz. Doğru cevaplara puan verir. Katiyen bu haberi sunanlar, bu çağrıya uyanlar doğru cevaplara puan vermeyi öğrenmeliler.


Herkesin medyası sosyal medyada yaygın bir şekilde yalan haber yayma özelliğine sahip. Konusu suç olan kimi paylaşımları, bazı insanlar fütursuzca paylaşabilmekteler. Aslı astarı olamayan haberleri, hesaba çekilmeyecek gibi yayılmasını sağlıyorlar. Hatırlatmak isterim ki ‘‘Âlemlerin Rabbi olan Allah sanal âlemin de Rabbidir.’’ *

Sanal âleme dikkat edelim. Hayatımızın bir parçası olmaktan öte geçmeye başladı. Önce haytalarımızı parçaladı sonra hayatlarımızı kendisinin bir parçası haline getirmeye başladı. Aileleri, dostlukları parçaladı. Çocuklarımızın geleceğini esir almakta. Yediğini içtiğini anlatmanın ayıp karşılandığı bir toplumdan, yediği ve içtiğinin fotoğrafını anında sosyal medyada paylaşan bir topluma dönüşmekteyiz. Coşkunun ritmine kapılıp, nezaketten ödün vermemeliyiz.


Sosyal medya adının aksine sosyal hayatla bağı koparmaktadır. Sosyal medyayla ilişkiyi tamamen koparmadan, makul olan en aza indirmeliyiz. Yeni bir slogan olarak: Konu komşuyla, eş dost akrabayla bağlan hayata.

Size bir haber gelirse onun doğruluğun araştırmadan, habere teslim olmayınız. Biz kimsenin Truva atı ya da kurşun askeri değiliz, olmamalıyız.  Hangi taraftan olursa olsun. ‘’Bizi aldatan bizden değildir.’’ Bilhassa düşmanlarımızı dost edinmemeliyiz. Unutmayalım ki ‘’Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar.

Bu yazı 471 defa okunmuştur .

Son Yazılar