Reklam
Reklam
Reklam
GÖLGELER KUSURSUZDUR
Reklam
Burhanettin SAYGILI

Burhanettin SAYGILI

GÖLGELER KUSURSUZDUR

23 Ekim 2018 - 10:51 - Güncelleme: 03 Kasım 2018 - 22:41

    Ne kadar da masum duruyor öyküler, kendi mecrasında. Birazcık kapı aralasan, incelesen Çapanoğlu çıkıyor altından. Sonra asıllar maşeri vicdan çığlığı ile haykırmaya başlıyor. Bu haykırış, isyan imajadır. Sîret, Suret’e başkaldırır her daim.

    Heykeltıraş Pygmalion, fildişinden kadın heykeli yapar. Yaptığı heykele bir müddet sonra âşık olur. Tıpkı yaptıkları puta tapanlar gibi. Tadı damağında kalacak putlarını helvadan yapanlar gibi. Hayal gerçekliğin gelişmesinde yol açabilecek, ufuk çizgisidir. İnsan sanatçı da olsa, çizgiyi aştığı an haddini aşar. Haddini aşan zıddını yaşar.

   Doğu ülkelerinde efsaneler ve masallar yaygın olarak anlatılır. Gencin biri göl kenarında yaptığı heykelin suda yansımasına âşık olur. Olmazlar masallarda hemencecik oluverir. Masal bu ya, gencin durumuna acıyan heykel canlanır. Heykel canlanınca hevesi kaçan genç, bu defa heykelin suda yansımasına âşık olur. Canlanan heykel suda kıyaslanmasına itiraz eder. Bilir ki gölgesine yenilecektir. Çünkü gölge kusursuzdur. Kendisi maşukun tasarımı bile olsa artık ‘ete kemiğe bürünmüştür’. Oysa hayalinin hayali kusursuzdur. Hayali cihan değenin, hayalinin hayali nelere değmez ki?

     Daha fazlasını istemek, fazlayı kaybetmeyle sonuçlanır. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olunduğu gibi. Gölgesinin ağırlığını taşıyamayan, rekabetine katlanamayan heykel aşığını terk eder.

    Mevlana ‘’Öfke gözleri kör eder’’ der. İşin esası gözleri kör eden sadece öfke değil, aşırı sevgi de gözleri kör eder. Abartı gerçeğe zarar verir. Lüzumundan fazla beklenti yenilgiye zemin hazırlar.

    İçeride büyütülen ‘Leyla’lar birer heykeldir. Hayallerde ki ‘Leyla’lara gösterilen ihtimam onları kusursuz, şaheser haline getirir. İnsan ne kadar meraklıdır kendi elleriyle başına bela açmaya –ya da tapacağı putlar dikmeye–. Sonrasında ‘’Ben melamet hırkasını kendim giydim eğnime’’ diye söylenir durur. Maşukuna üzülen Leyla, Mecnun’a ‘’İşte ben geldim’’ dediğinde Mecnun ‘’Sen de kimsin’’ diyecektir. Mecnun içinde kusursuz Leyla dururken, kara kuru Leyla’yı ne yapsın?

    Hz. Musa Tur Dağı’na gittiği zaman, Samiri altından bir buzağı yapmıştı. Rüzgârın üflemesiyle böğürtü çıkaran buzağısına tapmıştı.  Kavminin gözünü büyüleyen bu iş, gönüllere süslü görünmüştü. O güçlü düşman (şeytan) sırt üstü yıkacağı adamın ayağını yerden keser. Her haram promosyon olarak mahrumiyeti getirir. Topluluğu azdıran Samiri, mahrumiyet olarak topluluktan uzak kalmış ve çöllere düşmüştür.

     Yalnızlıklar, çöllere düşmek gibidir. Mahrumiyetin olduğu yerde hak gaspı aranabilir. ‘’Şu başınıza gelenler yapıp ede geldiklerinizden başkası değil’’ İlahi ikazına muhataplık mevzu bahistir.

     Ünlü ressam Michelango’ya Musa sevgisi, Musa heykeli yaptırır.  Michelango’nun sevgisi, Musa’dan heykele kaymıştır. Heykelin karşısına geçip ‘’Konuş ey Musa’’ diye haykıracaktır.

    Sevdiklerinin heykellerini dikmeye gidenler, umumiyetle sevdiklerinin kesik başlarıyla dönerler.

    Hakikati malihulya ile aslı gölge ile kavga ettirmenin neticesi baştan bellidir. Hakikat ile hayalin birlikte hareket etmesi gerekir. Doz aşımına uğramayan hayaller, hakikatlere renk katar.  Ne var ki haddi aşan zıddı yaşamaya çoktan başlamıştır bile. Hayale mağlup olan hakikatlere yenileri eklenir durur sürgit.

Yunus Emre der ki; ‘’Bilemedin sen seni, sedefte ne cevhersin / Mısıra sultan iken Ken’an arzu kılarsın’’.

O çok aldatıcının işbirlikçisi (nefs) kendi kendini aldatmaya yeter de artar bile. Oysaki eldeki bir kuş daldaki on kuştan evladır. Daldaki bir kuş için eldeki on kuştan geçmek neden?  Sebebi belli: Gölgeler kusursuzdur.

Bu yazı 489 defa okunmuştur .

Son Yazılar