Reklam
Reklam
İSTANBUL'UN FETHİ
Reklam
Aziz DEMİR

Aziz DEMİR

İSTANBUL'UN FETHİ

22 Mayıs 2019 - 18:17

İSTANBUL’UN FETHİ

Yıl 620.  Yani İstanbul’un Fethinden 833 yıl önce. Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed  ‘ Letüftehanne’l  Kostaniyyete ve’le nimel emrü zâlike’l emr, ve’le nimel ceyşü zâlike’l ceyş.’

Yani: ‘İstanbul bir gün mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onun ordusu ne güzel ordudur.’ Der.

Peygamberimizin bu övgüsüne mazhar olabilmek için, Fatih dönemine kadar İstanbul tam 29 kez kuşatılmış, ancak onu almak Fatih Sultan Mehmet’e nasip olmuştur. Çünkü Fatih, ‘ Ey bütün dünyanın arzuladığı şehir. Ya ben seni alacağım, ya da sen beni.’ Diyerek, İstanbul’ u almayı kafasına koymuştur.

İstanbul’un fethi, öyle sıradan bir savaş, sıradan bir kuşatma ve sıradan bir şehrin düşerek el değiştirmesi değildir. İstanbul’un fethinden sonra, Osmanlı Devleti, İmparatorluk olmuştur. Bu fetihten sonra, 21 yaşındaki Sultan II. Mehmet, FATİH ünvanını almıştır. Bu fetihle birlikte, Dünyada bir çağ kapanıp, yeni bir çağ açılmıştır. Yine bu fetih, bütün dünyaya: ‘ Bu Osmanoğulları öyle bir millet ki, gemileri karada, insanları suda yürütür.’ dedirtmiştir.

İstanbul öyle kolay fetholunmamıştır. Bu şehir fethedilene kadar tam 29 kez kuşatılmasına rağmen, neden Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmiştir? Çünkü Fatih, yıllarını bu işe vermiş, uzun uzun planlar yapmıştır. Hatta Sultan II.Mehmet, bizzat kendi elleriyle çizdiği Konstantinopolis haritasının üzerine aylarca kapanıp, planlar yaparak, topları yerleştireceği yerleri, seyyar merdivenleri dayayacağı surları, siperlerin kazılacağı yerleri tek tek harita üzerinde işaretliyordu. Çünkü Fatih savaşı kazanan asıl gücün silah ve asker değil, zeka ve bilgi olduğunu biliyordu. Zira gemileri karadan yürütmek de, olsa olsa süper bir zekanın ürünüdür.

Fetih başlamadan önce birçok hazırlıklar yapılmıştır. Macar top ustası Urban’a surları delebilecek toplar döktürülmüş, hatta bu toplar, İstanbul’ u çevreleyen surların kalınlığında surlar yaptırılarak, o surlarda deneme atışları yapılarak toplar denenmiştir. Hatta o deneme atışlarında topların yapılan surları deldiği görülünce, birkaç asker, sevinçlerinden toplara sarılmışlar, topların sıcaklığı ile birlikte, toplara yapışmak suretiyle, yanarak şehit olmuşlardır.

Bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra, nihayet 6 nisan 1453 tarihinde şehir kuşatmaya başlandı. Kuşatmadan önce Konstantin’ e haber gönderilerek, kan dökülmeden şehri teslim etmesi istenmiş, gelen haber olumsuz olunca kuşatma başlamıştır. 6 ve 7 nisanda surlar toplarla sürekli dövülmek suretiyle yer yer surlarda gedikler açılmış, ancak surların içine girilememiştir.

22 Nisan 1453 sabahı, gün doğmadan uyanan Konstantinopolis halkı, Haliç sırtlarında karada yüzen gemileri görünce, adeta şok geçirirler. Mandalarla, atlarla, öküzlerle, hatta insanlarla çekilen ve adeta karada yüzdürülen gemilerin sabahın erken saatlerinde boğazın serin suları ile buluşan Osmanlı gemileri, Konstantinopolis halkını adeta panikletir. Bizans halkında büyük bir korku ve panik başlar.

25 Mayıs 1453’e gelindiğinde, Fatih Bizans İmparatoruna tekrar bir elçi göndererek, boşuna kan dökülmesini istemediğini, şehri teslim etmeleri halinde herkesin can ve mal güvencesinin sağlanacağını belirtir. Yine olumsuz cevap alınınca, tekrar saldırı hazırlığına başlanır. 

Takvimler 29 Mayıs 1453 Salı gününü gösterdiğinde, Osmanlı Ordusu son hazırlıklarını tamamlayarak, sabaha karşı hücum emrini alarak, bütün güçleri ile, denizden ve karadan Bizans üzerine saldırırlar. Surlarda açılan gediklerden içeriye sızmalar başladı. Nihayet Bizans daha fazla dayanamayarak, Yüce Peygamberin övgüsüne mazhar olan o muhteşem Osmanlı Ordusuna yenildi. Burçlara şanlı sancağımızı diken Ulubatlı Hasan da şehit oldu.

Nihayet Sultan II.Mehmet, yani Fatih Sultan Mehmet, öyleden sonra şehre girer ve doğruca Ayasofya’ya gider. Ayasofya Kilisesini cami haline getirerek, ilk Cuma namazını Ayasofya’da kılar. Hatta Cuma hutbesini okuyan Fatih’in hocası Akşemseddin, hutbenin ardından ilk cumayı kıldırmak üzere, hiç namazı kazaya kalmamış birini davet eder. Cemaat arasında bir süre sessizlik olur. Ardından Fatih, hocasından cübbeyi alarak, ilk cumayı kıldırmak üzere cemaat ve askerlerine imamlık yapar. İşte Fatih’e Fethi nasip eden bu özelliği olsa gerek. Ama ne yazık ki, Fatihin vakıf haline getirdiği ve ilk cumasını kıldığı Ayasofya, bu gün hala öksüz, hala yetim, hala boynu bükük durmaktadır. Çünkü hala müze durumundadır.

27 Mayıs askerî darbesinin bile uzun süre ‘Demokrasi Bayramı!’ Olarak kutlandığı ülkemizde, bir asrı kapatıp başka bir asrı açan fetih gününün resmî bayram ilan edilmesi, nedense kimsenin aklına veya işine gelmiyor. Bırakın resmî tatil olmasını, fethin yıldönümünü bile bilinçli bir şekilde kutlayamıyoruz. En azından Fatih Sultan Mehmet’in vasiyeti gereği, onun eserine sahip çıkarak, Ayasofya’nın cami haline dönüştürülerek, ibadete açılması gerekmektedir. İşte o zaman Rahmetli Fatih’in ruhu şâd olur.


Aziz DEMİR
Karaman İl Milli Eğitim Şube Müdürü 
azizdemir33@hotmail.com
       
       

       

Bu yazı 188 defa okunmuştur .

Son Yazılar