Reklam
Şehitlik Ve Gazilik
Ahmet TOSUNCU

Ahmet TOSUNCU

Şehitlik Ve Gazilik

10 Ekim 2019 - 16:05 - Güncelleme: 25 Ekim 2019 - 22:05

 Kişiler ve milletlerin hayatında; din, iman, istiklal, bayrak ve yurt sevgisi gibi kutsal sayılan değerler vardır. Her insanın bu değerlere bağlı olması, gerektiğinde bunlar için kanını, canını, her şeyini vermesi dini ve milli bir görevdir. Özellikle, uzun ve parlak mazisi ve şeref sayfalarıyla dopdolu bir tarihe sahip olan Müslüman Türk Milleti için yurt, millet, iman ve mukaddesat sevgisi bütün maddi sevgilerin üzerindedir. Bu sebeple, yurdumuzun ve milletimizin menfaatleri, dinimizin, imanımızın, milli haysiyet, şeref ve namusumuzun savunması söz konusu olunca özel menfaatlerimizi, malımızı ve bütün varlığımızı bu kutsal değerler uğrunda fedaya hazır olmamız gerekir. Tarihimiz hiçbir milletin sahip olmadığı eşsiz kahramanlık örnekleri ve zaferlerle doludur. Atalarımız, her karışı kanla yoğrulmuş kutsal vatan topraklarının savunması, namus, şeref ve mukaddesatımızın korunması için Malazgirt’te, Mohaç’ta, Çanakkale’de, Sakarya’da ve Dumlupınar’da ve daha nice yerlerde kanlarını ve canlarını vermişler, şahadet şerbetini içmişlerdir. Bizlerde onların torunlarıyız. İnanıyoruz ki, şehitlik bir fani için erişilebilecek rütbelerin en yücesidir. Din, iman, vatan ve mukaddesat uğrunda şahadet şerbetini içip bu âlemden göçenler, Allah katında Peygamberlerden sonra en yüksek mertebeyi kazanan bahtiyarlardandır. Biz onları aramızdan ayrılmakla öldü sanıyoruz. Oysa onlar ölmüş değillerdir. Bizim mahiyetini bilmediğimiz bir hayat ile yaşamaktadırlar. Nitekim Yüce Rabbimiz:

“Allah yolunda öldürülenlere sakın ölüler demeyiniz. Onlar ölü değil diridirler. Fakat siz farkında değilsiniz.” (Bakara, 154) buyurmaktadır. 

Allah yolunda, vatan, istiklal ve mukaddesat uğrunda canlarını veren bu mübarek insanlar, öyle yüce bir mertebeye yükselmiş bulunuyorlar ki, bizim onların hayatlarını anlamamız mümkün olmamaktadır.

Başka bir ayet-i kerimede ise;

“Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın. Bilakis onlar Rableri katında diridirler. Allah’ın bol nimetinden kendilerine ihsan ettiği şeylerle sevinç içerisinde rızıklandırılırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere kendilerine korku olmadığını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.”(Al-i İmran 169-170) buyrulmuştur.

Dünya ahiretin tarlasıdır. Tarlaya ne ekilirse o biçilir. Dünyada Allah yolunda, vatan ve mukaddesat uğrunda bu tarlaya hayatlarını ekip onu kanlarıyla sulayanlar, ahirette elbette ebedi bir hayat elde edeceklerdir. Şehitlik ne kadar yüce bir mertebe ki, Peygamber olduğu halde Rasulullah (S.A.V) Efendimiz bile tekrar tekrar şehit olmayı dilemiş ve şöyle buyurmuştur:

“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra diriltilip yine öldürülmeyi, sonra tekrar diriltilip yine öldürülmeyi ne kadar çok isterdim.”(Müslim, 3/149)

Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyrulmaktadır:

“Cennete girdikten sonra hiç kimse tekrar dünyaya gelmeyi arzu etmeyecektir. Yalnız şehitler böyle değil. Onlar cennete girdikten sonra dünyaya dönüp tekrar şehit olmayı yemeni edeceklerdir.”(Buhari, Müslim, Ebu Davut, Tirmizi, Nesai; et-Tac 4/333)

İşte şehitlerin mertebesi bu derece yüksektir.

Fakat yanlış anlaşılmasın. Asker, ölmek için değil düşmanını öldürmek için savaşır. Zulmü önlemek, Hakk’ı yüceltmek, vatan, millet, namus ve mukaddesatımızı düşmana çiğnetmemek için boğuşur. Düşmanı yenmek, gerekirse yok etmek için ne yapılması isteniyorsa onu yapar. İşte Allah yolunda görevini yaparken bu şekilde ölür ise, “ŞEHİT”, kalırsa “GAZİ” olur. Bir şehidin yakınlarından, hısım ve akrabalarından yetmiş kişiye şefaat edeceğini de Peygamber Efendimiz haber vermiştir.(Ebu Davud, Tirmizi, et-Tac, 4/335)

Artık böylesine yüce bir mertebeye yükselecek bir Müslüman hiç ölümden korkar, savaştan kaçar mı?

Tarihi şan ve şeref dolu aziz milletimizin her ferdi bu gerçeğe iman ettiği içindir ki, yurdu, istiklali ve mukaddesatı uğruna, ölümden yılmamış, tarihin her devrinde büyük zaferler kazanmış, gerektiğinde şahadet şerbetini içerek rütbelerin en yücesine erişmiştir. Yurdumuza ve mukaddesatımıza göz koyacak olanlara karşı kahraman milletimiz daima bu ruh ve şuur içinde olacaktır.

Şairin dediği gibi;

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda,

Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan, şüheda,

Cânı, cânânı, bütün vârımı alsın da Huda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.”

Büyük âlim ve âriflerden İmâm-ı Rabbânî Hazretleri buyuruyor ki:

“Bir savaş, iki ordunun ittifakıyla kazanılır. Biri, leşker-i gazâ (serhat ordusu), diğeri ise leşker-i duâdır. (Duâ ordusudur.)”

Nitekim Sahâbe Efendilerimiz de, sefere çıkarken zaferleri için ayrıca kendi duâlarına ilaveten “Ashâb-ı Suffe”den yani o Hak dostu sahâbilerden de duâ talebinde bulunurlardı.

Şanlı ordumuzun yine bir sefere çıktığı bugünlerde, fedakâr Mehmetçiklerimizin Mansur ve muzaffer olmaları için bizler de Cenâb-ı Hakk’a bol bol niyaz edelim. Bilhassa Fetih Suresini her gün okuyup ordumuza mânen destek olmaya gayret gösterelim.

Rabbimiz;

Vatanlarından edilmiş milyonlarca mağdurun sığınağı ve mazlumların ümidi olan devletimize,

İslâm’ın son kalesi olan yurdumuza, Asırlar boyunca İslâm’ın sancaktarlığını yapan ve nizâm-ı âlem uğrunda en çok şehit veren aziz milletimize ve Peygamber Ocağı ordumuza zeval vermesin. Hakk’ı tutup kaldırma davâsında her daim muvaffak eylesin. Âmin!...

Bu yazı 607 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar