MESNEVİDE MUTLULUK REÇETESİ
Reklam

MESNEVİDE MUTLULUK REÇETESİ

Karamanoğlu Mehmet Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Dairesi Başkanlığınca KMÜ Nalıncılar Kültür Evinde düzenlenen Mesnevi Okumaları programında bu hafta Mevlana Düşüncesinde Mutluluk Reçetesi konusu anlatıldı.

06 Ocak 2020 - 12:04
Reklam

MESNEVİ OKUMALARINDA MEVLANA DÜŞÜNCESİNDE MUTLULUK REÇETESİ ANLATILDI

Mesnevi Okumaları programının konuşmacısı Dr. Nasseruddin Mazharı Hoca şunları söyledi;

MESNEVİDE MUTLULUK REÇETESİ 

Değerli dinleyiciler! Tekrar Mesnevi meclisimize hoş geldiniz. Bu gün Nalıncılarda üçüncü manevi sofrada bulunmaktayız. 2020 yılına da girmiş bulunuyoruz. Geçen bir filozofun sözünü paylaşmıştık: “ömür iki yarıdan ibarettir, birinci yarısı ikinci yarısının umudu ile geçer, ikinci yarısı ise birinci yarısının hasreti ile…” geçen Mesneviyi okurken baktım ki bu sözün aynısını Mevlana da sarf etmiştir.

نیم عمرت در پریشانی رود            نیم دیگر در پشیمانی رود  

Geçen haftalarda Mevlana düşüncesinde mutluluğun sırlarından bahsetmiştik. Bu mevzu çok geniş olduğundan yarım kalmış durumda. Dolayısıyla tekrar bu konu üzerinde duracağız.

Aynı zamanda Geçen mecliste Mevlana’nın mutluluğa dair iki tavsiyesi veya iki reçetesinden bahsetmiştik. Birisi toprak üstünde olan topraktan gönül bağını koparmak, ikincisi ise Kendini hiçbir şekilde bu dünyada hiçbir şey ile sınırlandırmamak idi. Şimdi ikincisi üzerinde duracağız.

İnsanın ruhu engin ve sonsuzdur. Ruh suratı ve mahiyeti bilmediğimiz bir âleme ait olduğundan uçsuz aynı zamanda bilinmeyen sırdır. Sınırlı değildir, insanı da insan yapan ruhudur. Ruhu hiçbir şey ile sınırlandıramazsınız. Bazen bu ruh taşar… Engin olduğundan bazen sığmaz cisim kalıbına… 

Gülen nara: niye ağzını açmışsın diyemezsiniz, ne yapsın kabına sığmamıştır…  

نار خندان که دهان بگشادست

چون که در پوست نگنجد چه کند 

Ruh zaten insani bir özellik değildir, rebbani, ilahi bir özelliktir. Nitekim Allah cc der ki: “Onu tesviye edip düzelttiğimde (insan şekline getirdiğimde) ve Ruhumdan ona üflediğimde (ise); derhal ona secdeye kapanı”

İşte böyle özelliklere sahip ulvi alemden gelen ruh süflileştiğinde, yani dar çemberlerde tutulduğunda melül ve pejmürde olur.  “azâd fezalarda uçan kuş yer yüzünün aşağılarında kaldığı zaman çok dert, üzüntü ve iştiyak içinde kalır”. 

مرغ پرنده چو ماند در زمین        ماند اندر غصه و درد و حنین

    از نیستان تا مرا ببریده اند        از نفیریم مرد و زن نالیده اند

Şimdi ne yapmamız lazım? Sınırlı bir dünyada yaşıyoruz… sınırsız bir ruh ile. Bu maddi dünyada her taraf sınırlarla dolu, coğrafik olarak, mezhebi olarak, fikri olarak her tarafta sınır vardır…

Mevlana der ki yaşam bizim elimizdedir, (live style) bizim elimizde. Yaşam tarzımız hep masrafa dönük, hep maddi, hep hırs ve çok isteme dair kurulmuşsa o ruhumuz o kadar darlık hisseder. Kabız, daralma, usanmayı daha fazla hissederiz.

Materyalist düşüncesinin hakim olduğu çevrede yaşıyoruz, her kes muvaffakiyetini, yüksekliğini maddi olarak topladığı şeylerle biçiyor. Böyle olunca da insanlar tabi ki ruhi olarak darlık yaşarlar. Bu maddi düşünce kişide veya toplumda ne kadar güçlü olursa insanların ruhu o kadar fazla daralır, melül olur, pejmürde olur.

Maddi yaşamın belirtileri vardır tabi ki: lüks hayat, çeşitlilik peşinde olmak, masrafın çok oluşu… bunların hepsi insanın ruhu için zindandır. Kemiyet de önemli değil, maddiyata karşı bakışınız ölçüdür… 

Nebilere dünya dar geldi der Mevlana. Böylece bu dünyada yaşarken bile sınırı hisarı olmayan mekanlara ruhi yolculuk yaşmışlardır. Hem bu dünyada yaşıyorlardı hem sınırı olmayan diğer dünyada, yani dünya kafesinden kendilerini kurtarmışlardı. Böyle kurtulma yolu dünyada her kese açıktır. Ruhu pejmürde olmak istemeyen her kes bu yolu takip edebilir. Maddiyatı maneviyata geçmek için bir köprü yapak lazım…         

Mutluluğu anlamak için gam ve kederi bilmek lazım. Keder, gamı bilmeyen mutluluk ve saadeti de anlayamaz. Çünkü her şey zıddı ile bilinir. Allah cc Kur’an da bu üslubu çok kullanmıştır. Gece gündüz, nimet azap, Cennet Cehennem, kafir mümin vs. Eşya zıddı ile bilinir diye bir kelamı kibar da vardır.

Mevlana felsefesinde maddi şeylere gönül bağlayıp üzülenlerin üzüntüsünü gam saymamıştır zaten. Çünkü böyle bir kişi kendinden azâde olmamıştır. Kendinden azade olamayan kişi zaten her şeyin üzüntüsünü çeker. Bir futbol takımının yenilgisi için de günlerce üzülür, kazanmasıyla sevinir. Böyle bir insan Mevlana düşüncesine göre ruhi olarak buluğa ermemiş sayılır. Mevlana gözünde maddi aşklarda böyle değersiz ve geçicidir. “maddi şeylere bağlı aşklar aslında utançtır, lekedir, aşk değildir”. 

عشق هایی کز پی رنگی بود

عشق نبود عاقبت ننگی بود 

İnsana sıkıntı, daralma, rencidelik hali, usanma gibi hallerin kendisinde kaynaklandığını söyler Mevlana. İnsana dokunan birçok gam ve kederin aslında insanın kendisinden kaynaklandığını söyler. Bu konuda ruh cisme benzetilir. İnsan ruh ve cisimden oluşan bir varlıktır. Dolayısıyla cismimize dokunan şeyleri hastalıkları hissettiğimiz gibi ruhumuzu daraltan şeyleri de hissedeceğiz. Nasıl ki insanın cismi hastalanıyorsa insanın ruhu da hastalanıyor ve çok doğaldır.

Şöyle bir örnek ile bu konuyu daha açalım. Mesela ben bu kışın ortasında iradi olarak dışarıya kolsuz ile çıksam bir iki hafta grip, nezle olurum en az 10 gün kendime gelemem. İradi olarak bunu yaptığım için cismimim dengesi bozulur, cismin teadülü bozulur. Tekrar kendime gelmem için baya çaba sarf etmem gerek.

 Bir parmağımı gözümün bir kenarına koysam şaşı görür, dışarıdaki nesneleri olduğu gibi görmez değil mi? Ruhta böyledir. İnsan hata işlediğinde istikametten sapar ve gerçek hakikati göremez. Büyük mutasavvıf alimlere göre gerçek hakikat Allah’tır.  Ruh rayından ve istikametinden saptığı zaman yavaş yavaş kötü, çirkin ve günah olan birçok şeyi doğru hakikat olarak görür, inanır. Bu konu üzerinde Kur’an da durmuştur. Kötü ameli kendisine süslü gösterilip de onu güzel gören kimse, ameli iyi olan kimse gibi mi olacaktır?

Ruhi olarak bu gibi ferahlık ve darlığı her insan yaşar hayatında. Bazen çok iyi hisseder kendini, fazı kıldığı zaman birkaç rekat nafile de kılmak ister, sadaka vermek ister, iyilik yapmak ister. Bazen de farzı zor kılar, kötü olur, darlık hisseder, hayatından zevk alamaz olur. Tasavvufta bu iki hale قبض و بسط  derler.

Sohbet soru cevap kısmıyla sona erdi.





Bu haber 1922 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..