larende

karaman haberleri

  • BIST 75.929
  • Altın 129,650
  • Dolar 3,4399
  • Euro 3,6520
  • Karaman 1 °C
  • Konya -2 °C
  • Ankara -2 °C
  • Antalya 12 °C
  • İçel 14 °C

Mekan Birliğinden Ruh Birliğine: Camii ve Kitap

Mesut KAYA

İslam’ı ve İslam medeniyetini iki şeyden ayrı düşünmek mümkün değildir: Camii ve kitap. Camii, İslam’ın mekan boyutuyla en önemli şiarıdır. Bütün sadelikleri ve zarafetleriyle camiler, bir ülkenin İslâm yurdu olduğunun en açık göstergeleridir. Camiler, yeryüzünün semaya doğru açılmış dua ve yakarış sembolleridir. Toplumu manen birbirine bağlayan kilit taşıdır. Kitap ise din, ilim ve kültürü aktarmada bir köprüdür. Merkezine ilmi ve öğrenmeyi koymuş bir medeniyetin yapı taşlarıdır.  

Her ikisinin kökleri de tarihin derinliklerine uzanır. Kabe, ilk insan Hz. Adem (a.s) tarafından insanlığın ilk mabedi olarak inşa edilmiştir. Bereket ve hidayetin sembolüdür. Kitapların da Hz. Adem’e uzanan bir şeceresi vardır. Hz. Adem rabbinden aldığı kelimelerle ona tövbe etmiştir. Ayrıca ona sahifelerin verildiği bildirilmiştir. Hz. İbrahim (a.s), Kabe’yi temelleri üzerine tekrar yükseltip, tevhid akidesini yeryüzünde ikame etmiştir. Ona da sahifeler verilmiştir. Hz. Musa (a.s) ile dinin tarihinde yeni bir sayfa açılırken, Allah Teâlâ ona ve Hz. Harun’a (a.s) evlerinden bir kısmını mescit olarak tahsis etmelerini emretmiştir. Kızıl denizi geçtikten sonra Hz. Musa, Toplanma Çadırı adı altında dinî faaliyetleri yönlendirdiği bir mabet ihdas etmiş, kendisine İsrailoğulları’na rehber olmak üzere Levhalar ve Kitap verilmiştir. İsrailoğulları’nın tarihinde mabet ve kitabın belirgin bir yeri vardır. Tevrat mabette okunmuş, mabette muhafaza edilmiştir. Süleyman Mabedi ile birlikte Tevrat da yakılmıştır. Yıllar yılı yaşanan sürgün sonrası, mabedin inşası ve Tevrat’ın tekrar yazılması bir milletin varlık-yokluk meselesi olarak görülmüştür.
Hâtemü’l-Enbiya Hz. Muhammed (s.a), Mekke’de iken bir sahabinin, Erkam b. Ebu’l-Erkam’ın evini bir merkez olarak belirlemişti. Allah Resûlü bu evde yeni Müslümanlarla buluşup görüşüyor, onlara Allah’a kulluğu öğretiyor, inen âyetleri okuyor; bir taraftan da onların ruhen gelişip olgunlaşmalarını, birbirleri ile bütünleşmelerini sağlıyordu. Gerçekten Dâru’l-Erkam Mekke’de hem zor günler geçiren ilk müminler için manevi bir sığınak, bir mescit görevi görmüş, hem de yeni dinin büyüyüp yayılmasına zemin hazırlayan önemli bir mekân olmuştur. 
Yine aynı dönemde Hz. Ebu Bekir’in (r.a), evinin avlusunda bir yeri mescit olarak tahsis ettiği, burada namaz kılıp gözyaşları içinde Kur’an okuduğu, etraftaki kadın ve çocukların onu dinleyip etkilendikleri bize ulaşan bilgiler arasındadır. 

Allah Resûlü hicretten sonra hemen bir mescit inşa etmiştir. O günden sonra Müslümanların kalbi olmuştur o mescit. Allah Resûlü oradan hayat zerk etmiştir Müslümanların damarlarına. İnen ayetleri sahabeye orada okumuş, İslam’ı gönüllere orada aşılamıştır. Hz. Peygamber’in yanı sıra sahabe-i kiram da yeni Müslüman olanlara Kur’an’ı orada öğretmişlerdir. Camii, kitap ve hayat birlikteliğinin en mükemmel şekline Mescid-i Nebevî’de ve Allah Resûlü’nün sağlığında inşa edilen diğer Medine mescitlerinde şahit olunmuştur. 

Mescit, Hz. Peygamber’den sonra da bu hüviyetini korudu. Mescitler hem dini hayatın, hem  de ilmî hayatın kalbi olmaya devam etti. Allah Resûlü’nün döneminde başlamak üzere, ilim meclisleri kuruldu mescitlerde. Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes’ûd, Übey b. Ka’b gibi sahabiler bulundukları bölgelerde Kur’an’ı tefsir için çaba sarf ettiler. Allah Resûlü’nden geride kalan hadislerin sahih bir şekilde nakli bu ilim meclislerinin yine öncelikli vazifelerinden biri oldu. Bu iki kaynaktan hareketle, dinî ve içtimaî meselelere çözüm üretmek, hüküm çıkarma esaslarını belirlemek maksadıyla gelişen fıkıh ilmi, mescitlerdeki bu ilim halkalarında şekillendi. Sahabe, tâbiîn, etbauttâbiîn ve mezhep imamları Ebû Hanîfe, İmam Mâlik, İmam Şâfiî ve  Ahmed b. Hanbel ilmî faaliyetlerini mescitlerde sürdürdü. Nitekim İmam Taberî’nin ikindi namazında mescide gidip yatsıya kadar talebelerine tefsir, hadis, fıkıh gibi programında bulunan dersleri takrir ettiği rivayet edilir. 

Rasûlüllah’ın vefatından sonra Müslümanların ilk icraatlarından biri, dağınık sahife ve malzemelerde yazılı bulunan Kur’an’ı bir kitap haline getirmek ve onu çoğaltıp büyük kent merkezlerine (emsâr) göndermek olmuştur. Bu faaliyeti, hadislerin ve tefsir rivayetlerinin derlenmesi ve sahife ve mecmualarda tedvin ve tasnifi izlemiştir. İslam fetihlerinin çoğalması, farklı dil, kültür ve ırkların şehirlerde kozmopolit bir yapı oluşturmasıyla birlikte, Arap dili ve edebiyatına dair eserler telif edilmiştir. Bunların yanı sıra Arapların tarihi, nesepleri, şiirleri, deyim ve atasözleri bir bir kaydedilmiştir. 

Müslümanlar bir yandan da, Hz. Peygamber’in hayatını (siyer) ve savaşlarını (meğâzî) bir araya getirmişlerdir. Siyer çalışmaları beraberinde tarih eserlerini getirmiştir. Müslüman tarihçiler, sadece İslam tarihi yazımına değil, bütün medeniyet havzalarını kucaklayan evrensel tarih yazımına soyunmuşlardır. Diğer millet, din ve kültürler hakkında sadece efsanelere değil, rasyonel tespitlere dayalı araştırmalar ortaya koymuşlardır. Hadisleri nakleden kişilerin güvenilirliklerini belirleme amacıyla başlayan tabakât (biyografi) çalışmaları, İslam tarihçiliğine özgün bir alan açmıştır. Hz. Peygamber, sahabe ve ondan sonraki âlimlerin hayatlarını asır asır kayıt altına alan tabakât ilmi, zamanla devasa boyutlara ulaşmıştır. 

Bu ana çatı etrafında fıkıh, kelam, tasavvuf, felsefe gibi alanlarda da ilk ürünler verilmiştir. Kitap merkezli doğan İslam dini, yine kitaplarla yücelmiştir. İslam’ı medeniyet yapan kuşkusuz, medeniyet inşa eden ilim ve fikir mimarları ve onların gönül ve akıl ürünü kitaplarıdır.
Bu arada telif edilen kitaplar camilerde muhafaza edilmeye başlandı. Küfeli dil

alimi Ebu Amr eş-Şeybanî’ye göre müellifler bağlı oldukları şehir veya mahalle camilerine, isteyenlerin okuması için eserlerinin birer nüshasını bağışlamayı adet edinmişlerdi. Bunlar “hizane” denilen dolaplarda muhafaza edilir, bazen da caminin bir köşesinde kütüphane şeklinde düzenlenirdi. Yâkût el-Hamevî’nin rivayetine göre Horasan’ın en büyük şehri olan Merv’deki on kütüphanenin ikisi camide bulunuyordu. 

Osmanlı fethettiği bölgelere bir yandan çil çil kubbeler serperken, bir yandan da camilerin yanı başına medreseler, kütüphaneler inşa etmiş, bununla da yetinmeyerek İslam dünyasının bütün kütüphanelerinde bulunan kitapları istinsah edip bu kütüphanelere taşımıştır. 
Osmanlı camilerindeki eğitim ve kültür faaliyetlerini tamamlayan önemli bir unsur da çok yaygın olarak görülen camilerde kütüphane tesisi geleneğiydi. Cami derslerini takip eden talebe ve namaz vakitleri arasında boş vakti olan cemaat için bu kütüphaneler çok faydalı olmuştur. Osmanlı cami kütüphaneleri ya Mekke ve Medine Harem-i şeriflerindeki Mahmudiye kütüphanelerinde, Ayasofya ve Süleymaniye örneklerinde olduğu gibi cami içerisinde demir şebeke ile ayrılan bir kısma yerleştirilmiş veya Beyazıt Veliyyüddin Efendi, Kayseri Raşid Efendi, Konya Yusuf Ağa kütüphanelerinde olduğu gibi camiye bitişik olan ve bir iç kapı ile girilip çıkılan ek binalarda tesis edilmiştir. 

Sezai Karakoç’un dediği gibi, mescit İslam medeniyetinin ana rahmi olmuştur.  İslam’ın bütün kurumları mescitten doğmuştur. Medrese ve kütüphaneler bu kurumların başında gelir. Medrese ve kütüphaneler, müstakil binalarda varlıklarını sürdürseler de caminin hep bitişiğinde bulunmuşlar, ibadet hayatı ile eğitim ve ilim hiçbir zaman birbirinden ayrılmamıştır. Mekandaki bu birlik, manevi bir birliği de beraberinde getirmiştir. İbadet hayatı eğitim ve ilimden hiçbir zaman kopmamıştır.

Okullar, kütüphaneler, camiye bağlı olunca elbette hayatın dinden ayrılması da mümkün olmayacak, din ve hayat iç içe olacaktır. Okullarda öğretilen ilim, kütüphanelerde mütalaa edilen kitap, camide anlatılan öğretilerden kopmayacaktır. Evlerdeki yaşayış tarzı, alışverişlerdeki, muamelelerdeki teamül farklı bir dünya görüşüne göre düzenlenmeyecektir. Yani camii, ilim ve hayat geleneksel İslâm şehirlerinde bütünleşmiş durumdadır. Nitekim Seyyid Hüseyin Nasr bu konuda şunları söylemektedir: “Camii, saray, okul, pazar ve ev, mimari mekânları birbirine bağlayan bu son derece organik birlikten dolayı birbirleriyle iç içe geçmiş durumdadırlar. Fas veya İsfahan gibi geleneksel İslâm şehirlerinde camii, sadece ümmetin dini faaliyet mahalli değil, aynı zamanda ekonomik faaliyet alanına, evlere, okullara ve saraylara açılan ve tüm bunları birbirleriyle bağlayan bir kapıdır. Böylelikle mimari, bütünleşmiş bir hayatın yaşanmasını kolaylaştırırken, geleneksel İslâm mimarisinin birliğini de yansıtmaktadır.” 

Günümüzde bu bütünlük ve ruhu kaybetmiş bulunuyoruz. Camii, okuldan ve ilimden dolayısıyla hayattan kopmuş durumdadır. Camiler, neredeyse hayatın bütününden soyutlanmış, aslî fonksiyonundan uzaklaşmıştır. Caminin insanlara dini yaşama heyecanı veren, toplumsal birlik ve bütünlüğü sağlayan yönü zayıflamıştır. 

Camilerimizi asli hüviyetine kavuşturmak için nereden başlamalı? Öncelikle kürsüler, minberler, mihraplar iyi yetişmiş, kaliteli eğitim almış insanlarla donatılmalıdır. Yanı sıra âlim, mütefekkir ve entelektüellere camilerde yer açılmalı, camiler bir biçimde onların da faaliyet alanına dönüştürülmelidir. Sadece namaz vakitlerinde değil, periyodik programlarla camii, dini eğitimin ve ilmî faaliyetlerin en üst seviyede verildiği bir okula dönüştürülmelidir. Kütüphaneler camilerin olmazsa olmazı olmalıdır. Camilerin içinde ya da camilere bitişik fark etmez. Mekanlardaki yakınlık ve birlik, anlayış ve idrak bütünlüğünü de beraberinde getirecektir. Bilgi ve kültürün intikalinde kitapların hala çok büyük rolü var. O bakımdan kitap ve camii birbirinden ayrı düşünülmemelidir. Manevi bir iklim olan camide bilgi ve kültürün intikaline aracı olmak, bilgi ve kültürle birlikte, maneviyatın da gönüllere intikaline vesile olmak demektir. Kitaplarla dostluk kurmak, kitapların içinde bulunduğu mekanla, sonra da  mekanın temsil ettiği değerler, kültür ve medeniyetle dostluk kurmak demektir.

 

Bu yazı toplam 423 defa okunmuştur.
YASAL UYARI:Yayınlanan haberler, köşe yazıları, fotoğraflar, videolar ve her türlü içeriğin tüm hakları larende.com'a aittir. Kaynak gösterilerek bile olsa içeriğin bütünü özel izin alınmadan kullanılamaz. larende.com; İHA ve DHA abonesidir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2002 Larende Karaman Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0338 214 5757 | Faks : 0338 214 5757 | Haber Scripti: CM Bilişim