GARİP YOLCULUK


Arkadaşımın rahatsız olduğunu duyduğumda ziyaretine gidememiştim. Ama durumunun ağır olduğunu duyunca, vaktin geç olduğuna aldırmadan, hemen gitmeye karar verdim.  Bu vakitte bir araç bulmam zordu. Onun için yaya olarak gidecektim. Zaten arkadaşımın evi de çok uzak sayılmazdı. Tren İstasyonunu geçtikten sonraki ilk sokağın en sonundaki iki katlı ev, arkadaşımın eviydi.

      İstasyona geldiğimde bir trenin gelmekte olduğunu gördüm. Karanlık olduğu için, ayağım takılır, düşerim korkusuyla, trenin geçmesini bekledim. Tren tam yanıma gelince aniden durdu. Durmasıyla birlikte, önümdeki vagonun kapısının açılması bir oldu. Ben neler olduğunu anlamadan, nereden geldiklerini anlamadığım iki kişi, kollarımdan tutarak, beni kapısı açılan vagonun içine attılar. Beni vagonun içine atmaları ile birlikte, kapının kapanması ve trenin hareket etmesi bir oldu. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Tren vagonunun içi zifiri karanlıktı. Üstelik nereye götürüldüğümü de bilmiyordum.

       İlk şoku atlattıktan sonra, daha sakin düşünmeye başladım. Sakin olmalıydım. Gözüm karanlığa biraz alışınca, vagonda yalnız olmadığımı anladım. Bir canlının nefesini hissetmiştim. Sonra cebimde çakmağımın olduğu aklıma geldi. Çakmağımı yakınca, vagonun diğer köşesinde bir inek ve yanında bir de buzağısının olduğunu, bir diğer köşenin de bir koyun ve kuzusu tarafından işgal edildiğini, koyunun önünde de bir horoz ile bir tavuğun olduğunu fark ettim.

       Doğrusunu söylemek gerekirse, trende yalnız olmadığımı anlayınca, korkum bir nebze de olsa azalmıştı. Ama merakım daha da artmıştı. Çünkü nereye götürüldüğümü, kim tarafından götürüldüğümü ve akıbetimin ne olacağını bilmiyordum.

       Ben ne yapacağımı bilmez bir halde, ne kadar gittiğimi bilmeden, kara kara düşünürken, tren aniden durdu. Vagonun kapısı hemen açıldı. Hayretim bir kat daha arttı. Çünkü ortalık aydınlanmış, sanki kuşluk vakti gelmişti. İnek ve ardından buzağının indiğini fark ettim. Arkasından koyun ile birlikte kuzunun da indiğini gördüm. Onları tavuk ve horoz takip etti. Ben de duramazdım. Çünkü arkadaşlarım inmişti. Ben de onlara uydum ve tirenden indim.

       Etrafımı inceleme fırsatı bulmadan, tirenin aynı hızla yoluna devam ettiğini ve gözden kaybolduğunu gördüm. Şimdi bu ıpıssız yerde yapayalnızdım. Arkadaşlarıma baktığımda, onların hiç de benim gibi kaygılı olmadıklarını gördüm. Hatta çevrenin tadını çıkartıyorlardı. Çevremi şöyle bir incelediğimde, bulunduğum yeri şimdiye kadar hiç görmediğimi anladım. Çünkü tamamen yeşilliklerle dolu, her türlü meyvelerin bulunduğu bir yere getirilmiştim. Diğer arkadaşlarım, hayatın tadını çıkartıyorlardı. İnekle koyun bol bol otluyor, buzağı ve kuzu da annelerinden geri kalmıyor, koşup zıplayarak, neşelerine neşe katıyorlardı. Tavukla horozun keyfide yerindeydi. Hatta horoz neşesinden ötmeye bile başlamıştı. Benim de istifade etmen için bol bol yiyecek meyveler olmasına rağmen, ben hiç birinden ağzıma bir lokma bile koyamıyordum. Hâlbuki çok aç olduğumu hissetmeme rağmen. Çünkü buraya niye getirildiğimi, kim tarafından getirildiğimi ve beni buraya getirenin benden ne istediğini bilmiyordum…

       Ben bu bilinmezlerle mücadele ederken, aynı tren yine aniden çıkageldi.  Yine aynı şekilde durup, bir vagonun kapısı açıldı. İçinden yaşlı, bembeyaz sakalı olan bir amca indi. O amcanın inmesiyle birlikte korkum da azalmıştı. Trenin birden yeniden hareket ettiğini gördüm. Yaşlı amca yanıma gelip, selam verdikten sonra, yanıma gelip oturdu. Durumumu kısaca ona anlattım. Hayvanlarla birlikte buraya aynı trenle bırakıldığımı, hayvanların bol bol yemelerine karşın, korkumdan hiçbir meyveye el süremediğimi söyledim. Yaşlı amca bana şunları söyledi:

      ‘‘ Bak evladım, bu bulunduğumuz mekân, yeryüzüdür. Buraya bizi kimin getirdiğini, ne için getirdiğini bilmeden, bizden ne istediğini düşünmeden, sadece yer içersek, bu hayvanlardan farkımız olmaz. Bizi o hayvanlardan ayıran en büyük özellik, bizi bu dünyaya kimin getirdiğini, niye getirdiğini ve bizden ne istediğini düşünmemiz ve ona göre yaşamamızdır. Bizi bu dünyaya getiren Yaradan Rabbimizi ve onun bizden istediği kulluk görevini yapmadan, bol bol yer içersek, bu hayvanlardan farkımız olmaz. Nesin, nereden geldin, nereye gidiyorsun sorularının cevaplarını bulmadan yaşarsan, bu hayvanlardan ne farkın olur’

       Yaşlı amcanın bu sözleri karşısında donup kalmıştım. Sonra tekrar tren sesi duymaya başladım. Yaşlı amca elimden tutup, ‘‘Haydi, geç kalmayalım’’ dedi.

       Uyandığımda, sırılsıklam terlemiş olduğumu fark ettim. Elimden tutup beni kaldırmaya çalışan ise eşimdi. ‘‘Kalk, sabah namazı geçiyor’’ diyordu. Tren sesi ise, evimizin yanında bulunan tren istasyonundan, her gün geçen ve beni sabah namazına kaldıran trenin sesiydi…