|
SON DAKİKA
Biz Baktık mı Böyle Bakarız!
Öğrenciler Karadağ'a Tırmandı
Karaman Medyasından Gülümseten Kareler
Rahmet Aylarına Kapınızı Açın!
Hikayeler ve MasallarHikayeler ve Masallar
rap dilinde "kıssa" ve "rivayet" olarak düşünülen, sonraları eğlendirmek maksadı ile taklit manasında kullanılan hikâye deyimi, gerçek veya hayali bir takım olayların, maceraların, hususi bir üslupla anlatılmasıdır. Türk halk hikâyeleri zaman seyri ve coğrafya-mekân içinde "efsane", "masal", "menkıbe", "destan" ve benzeri mahsullerle beslenerek dini, tarihi, içtimai hadiselerin potasında iç bünyelerindeki bağlarını muhafaza ederek milletimizin roman ihtiyacını karşılayan eserlerdir. Hikâye kaynakları kültür tarihi bakımından; "Türk kaynağında gelenler" (Dede Korkut, Köroğlu, Kerem ile Aslı v.b.), "Arap İslam kaynağından gelenler" (Leyla ile Mecnun, Binbir Gece, Hazreti Ali Cenkleri v.b.), "İran-Hint kaynağından gelenler" (Ferhat ile Şirin, Kalile ve Dimne v.b.) olmak üzere üç kolda toplanır.
HİKÂYELER
1- Hır Söylemez Mehmet:
Gurbette karşılaştığı bir hemşerisine memleketiyle ilgili haberler verir, verdiği her haber bir öncekinden daha kötüdür.
2- Hamza Pehlivan:
Karaman'ın Paşabağı (Göves) Köyünde, Göges isimli bir bey yaşarmış. Bu beyin güzel bir kızı varmış ve bu kız evleneceği kişinin köyün en güçlü kişisi olacağını söylemiş. Köy halkı güç gösterisi için Şehitler Pınarı Mevkiinde toplanıp, güç gösterisi yapmışlar. Gayrimüslimlerden biri, pınarın çevresindeki bir kavağı tuttuğu gibi yerinden sökmüş. Hamza Pehlivan eliyle kavrayıp mızrak gibi fırlatmış. Kız da Hamza Pehlivanla evlenmek istemiş, onu seçmiş. Fakat gayrimüslim olan Göğeş, kızının bir Müslüman’la evlenmesine izin vermemiş. Bunun üzerine Hamza Pehlivanla Göges’in kızı gizlice buluşmuşlar. Kız Müslüman olmuş ve Hamza Pehlivanla Karaman'a kaçmışlar. Göges durumu öğrenince peşlerine adamlar göndermiş. Beyin adamları Hamza Pehlivanla kızı Karaman'da yakalamışlar ve Hamza Pehlivanı şimdi Karaman'da Hamza Zindanı olarak bilinen yere hapsetmişler ve kızı alıp Göves'e (Paşabağı Köyü'ne) getirmişler. Çok geçmemiş ve Müslüman olan Göğes'in kızı dayanamayıp intihar etmiş.
3-Kanlı Pelit:
Köyümüzün altında (Boyalı Köyü) bir tane pelit (meşe) ağacı varmış. O ağaca bir kişi kendisini ip bağlayıp asmış ve ağaca kanlı pelit demişler. Köyün adını alan ve boyalık denen bahçede çamaşır yıkarlarmış. Buraya "Gevsilir" derlermiş. Köyün yerleşim yeri bu vadilermiş. Köyün ileri gelenleri "Bu böyle olmaz, buraları bahçe yapalım demiş, boya çıkarılan yerden bu günkü kurulduğu yere taşınmışlar. Halıcılık tabii boyalarla yapıldığından ve boya otunun bol miktarda bulunmasından köyün adı Boyalı Köyü olmuş.
4- Yılanla Çoban:
Bir gün adaman biri ateşin içine düşmüş yılanı yanmaktan kurtarır. Fakat yılan adamı ısırmak ister. Adam sebebini sorunca, "İnsanoğlu nankördür" der. Adam 3 canlıya soralım, onlar ne derse onu yapalım der. İneğe sorarlar, inek, şimdiye kadar hep çifti ben sürdüm, yeni inek alınınca beni sokağa attılar, ısır der. Suya sorarlar; su, beni hep kirletiyorlar ısır der. Son-olarak tilkiye sorarlar. Tilkiye, adam yılana hissettirmeden 40 tane tavuk vereceğim aman ha ısırma de diye rüşvet verir. Tilki ısırma der. Yılan sözünde durur. Adam torbayla tavukları getirir. Tilki torbayı açar, bir de ne görsün 40 tane tazı köpeği. Tilki hemen kaçmaya başlar bir ağacın tepesine çıkar ve "bundan böyle tüm tavukların düşmanı benim, insanoğlu sen nankörsün" der.
5- Çınnasun Hikâyesi:
Karaağaç Köyü'nün Cinasun mevki'inde eskiden bir köy kurulu imiş. Burada yaşayanlardan biri köyün ağasını, beye şikâyet edip, topraklarını aldıklarını iddia etmiş. Ağa, beyin geleceğini duyunca köye gelen yola halı serip, donatır. Bey gelip halının serili olduğun görünce kaldırmalarını ister. Ama ağa "Çiğnensin beyim, çiğnensin" der. Bu söz zamanla değişikliğe uğrayarak "Cinasun" olarak kalır. Bugün bu mevkide köyün arazileri, kalıntılar ve su kuyuları vardır.
6- Gelincik Taşları:
Yoksul bir ailenin, Emine adında güzel bir kızı varmış. Emine'nin güzelliği çevre köylerde bile dillere destan olmuş. Emine'nin güzelliğini duyan çevre köylerden birinde oturan zengin ve yaşlı Hüseyin Ağa, Emine'yi görmek için Emine'nin köyüne gelir. Tüm delikanlıların güzelliği karşısında büyülendikleri Emine'nin güzelliğine Hüseyin Ağa'da hayran kalır. O'nu kendine almayı aklına koyar. Hüseyin Ağa, zengin, yaşlı ve iki evlidir. Zalimliği ile de çevrede tanınır. Emine'nin gönlünde ise genç ve yakışıklı, güçlü, kuvvetli aslan gibi bir delikanlı yatmaktadır. O da aradığını bir türlü bulamamıştır. Henüz daha gençtir. Hüseyin Ağa köyüne döner. Hemen Emine'nin evine ömürlerinde görmedikleri bollukta çeşitli hediyeler ile dünürcüler gönderir. Emine'yi kendine ister. Hüseyin Ağa'nın durumunu bilen Emine'nin ailesi bu isteği olumlu karşılamaz. Öte yandan Hüseyin Ağa'nın zulmünden de çekinmektedirler, Dünürcüler elleri boş, Hüseyin Ağa'nın köyüne dönerler. Durumu O'na anlatırlar. Hüseyin Ağa, öfkelenir, hemen o gece iki adamını Emine'nin evine gönderir. Adamlar Emine'nin ailesine baskı yaparlar, tehditler savururlar. Hüseyin Ağa'nın parası ve zulmü ile her şeyin üstesinden geleceğini söylerler. Ağa'nın baskısından korkan kız tarafı gönülsüz de olsa kızlarını Hüseyin Ağa'ya vermeye razı olurlar. Bir hafta içinde de düğün hazırlıkları tamamlanır. Yemekler pişer, davullar çalınır, yenilir, içilir. Hüseyin Ağa'nın evinde büyük bir coşku vardır. Emine'nin evi ise bir ölü evini andırır. Emine durmadan ağlayıp yemekten içmekten kesilmiş, devamlı Allah'a dualar edip, bu düğüne engel olması için yalvarır, yakarır.
Düğün günü gelir çatar. Arkadaşları Emine'yi teselliye çalışırlar. Ama hiç bir yararı olmaz. Hüseyin Ağa'nın köylüleri gelin almak için Emine'nin Köyüne hareket ederler. Emine'nin Köyünden de bir gurup onları karşılamak üzere çıkarlar. İki alay Anbarı Köyünün 1 Km. kadar Güneyinde karşılaşırlar. İşte bu sırada Emine'nin duaları kabul olur. Deve ve eşeksırtlarında gelen çoluk, çocuk, erkek, kadın, genç, yaşlı karşılıklı olarak taş haline gelirler (taş kesilirler). Emine de muradına erer. Şimdi bu taşlan orada bütün canlılığı ile görmek mümkündür. Hiç kimse bu taşlara dokunmaz. Bu masal yıllar yılı dilden dile söylenip gelir.
7- Mençekli Kadın:
Mençek'ten bir kızı, komşu Uğurlu Köyüne gelin ederler. Evlendiği adamın iki tane kekliği varmış. Kekliğin bir tanesi ölmüş. Adam da öküzünün birini satar ve bir keklik alır. Kadın adama kızar ve "Neden öküzü satıp keklik aldın" der. Adam kadına der ki "Sen keklik avının tadını bilmezsin." Kadını bir gün keklik avına götürür. Adam keklikleri avlar, kadın toplar. Bu olay kadının hoşuna gider. Kadın adama der ki, "Öküzün diğerini de sat, bir keklik al" Bunun üzerine adam diğer öküzünü de satar bir keklik daha alır. Günlerden bir gün kekliğin ikisini de kedi yer. Adam karısına şunları söyler:
"Kedinin hırsızlık evvelden ârı
Birini yedin, birini koysaydım bari
Niye beklemedin Mençekli karı
Gak gubarak, gak gubarak" diyerek adam ötmeye başlar.
8- Selvinaz'la Tuna:
1990 yıları başında geçen hikâyeye göre; Anamur'dan Ermenek Barçın Yaylasına gelen aşiretlerden birisine komşu ailelerde Selvinazla Tuna beşik kertmesi imiş. Ağanın oğlu Selvinaz'ı istemiş. Selvinaz razı olmamış. Göç sırasında yolda Ağa'nın oğlu Selvunaz'ı öldürmüş, tuna da bunun üzerine türkü yakmış ve bugün dillerde dolaşmaktadır. (Türküler bölümünde)
9- Ali Kâhya Hikâyesi:
Ermenek, Kayaönü (Esvendi) Köyünde yaşayan Ali Kâhya adlı vatandaş tarlasına çift sürmeye gider. Çift sürerken öküzlerini yitirir ve bunları ara¬maya çıkar. Öküzlerini ararken akşam olur, hava kararır ve karşıda bir ışık görür. Işığın sahiplerine sorayım diye ışığın yanına gider ve orada çingenelerle karşılaşır. Çingeneler Ali Kâhya’ya, koşup yemek isterler. Ali Kâhya "sende ne güzel pirzolalık var" diye niyetlerini belirtirler. Ali Kâhya korkudan titrer ve kurtulmak için çareler düşünür. Aklına gelen tuvalete gitme bahanesini uydurur. Çingenelere tuvalete gideceğini söyler. Çingeneler kaçmasın diye bırakmak istemezler. Ali Kâhya beline ip bağlayın da gideyim der ve o şekilde gider. Biraz uzaklaşınca ipi belinden çözüp, bir ağaca bağlar ve kaçar. Ali Kâhya’nın geciktiğini gören çingeneler, ellerindeki meşalelerle aramaya gelirler. Bunu gören Ali Kâhya daha hızlı koşarak evine varır ve hanımına korktuğunu söyler. Kendisinin başına gelenleri anlatır ve bu korkudan kırk gün içinde ölür.
MASALLAR
Bilinmeyen bir yerde, bilinmeyen şahıslara ve varlıklara ait hadiselerin macerası, hikâyesi manasına gelen masal anonim halk edebiyatı mahsullerinin en yaygın olanıdır. Masalcı insanlar, hayvanlar, bitkiler ve maddi unsurlardan meydana gelen masal kahramanlarını, zaman zaman eski inanç, din, kültür ve medeniyet unsurlarından gelen malzemenin kompozisyonu içinde dinleyicisi ile okuyucusuna "hikâye", "dram", "fıkra" biçiminde anlatır.
1-AYI İLE TİLKİ:
Bir ayı ile tilki arkadaş olmuşlar, beraberce bir köylünün üzüm bağına üzüm yemeye gitmeye karar vermişler.
Tilki: "Burnumuzdan gelinceye kadar yiyeceğiz" demiş. Bağa girmişler, Tilki burun deliklerine iki adet üzüm tanesi sokmuş.
—Benim burnumdan geldi, haydi gidelim demiş. Ayı da:
—Dur arkadaş, daha yeni başladık, demiş. Bunun üzerine tilki de gidip bağın üst yanındaki bir tepeye çıkmış. Beklerken bağın sahibi gelmiş. Ayıyı ya¬kalayıp başlamış dövmeye. Bunu seyreden tilki de tepeden bağın sahibine bağırmış; "Beline vur, beline vur." Ayı da iyice sinirlemiş "Ben bir kurtulursam sana gösteririm" demiş, içinden. Bağ sahibinin elinden kurtulunca tilkinin yanına varıp, -"Sana soracağım" demiş. Tilki de;
—Ne oldu arkadaş" deyince, Ayı "Sen niye beline vur" diye bağırdın demiş. Tilki de sana "Beline vur" demedim, sana "Belene vur, belene kaç" (tepeye yani benim bulunduğum yere gel) diye bağırdım demiş.
2- BAHÇE MASALI:
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir bahçe varmış, ama ne bahçe imiş, bir ülke varmış ama ne ülke imiş, ülkedeki bahçede türlü türlü yemişler, çiçekler, ağaçlar dört mevsim açar, etrafı cennete çevirirmiş. Çiçeklerin kokusu bir günlük yoldan alınır, bahçenin güzelliği dillerde dolanırmış. Padişahlar, vezirler, paşalar bu bahçeyi bilir, buraya gelip eğlenmek isterlermiş. Öten binbir çeşit kuş varmış, ağaçların dalında. Birbirini tamamlarmış sarkılan ama renkleri birbirine benzemez, şekilleri binbir çeşitmiş.
Bu bahçenin tam ortasındaki bir küçük evde, bir baba-kız yaşarmış. Annesi yıllarca önce ölen genç kızı babası büyütmüş, bir dediğini iki etmemiş, varını yoğunu ona vermiş, okutmuş, öğretmiş, iş için işçi, aş için aşçı tutmuş. Türlü hocalardan binbir maharet öğretmiş. Bütün bunları öğrenen kız ise, aşa gücü yetip, 14'ünde ceylan gibi bir kız olunca bütün işçiyi, aşçıyı kovmuş, evinin kızı olmuş. Öğrendiği her şeyi de bir güzel yapar olmuş. Olmuş ya; ünü de yedi cihanda duyulur olmuş. Gitmiş ta padişahlar padişahının oğlunun kulağına duyulmuş. Padişahlar padişahının oğlu Şehzade Ömer rüyasında dahi bu kızla uğraşır olunca, anasının, babasının elini öpmüş, küheylana binmiş, sora sora Mekke bulunur hesabı, gelmiş bu güzel bahçeye dayanmış. Lalası, askerleri, altı aylık yolda kimi geri dönmüş, kimi ölmüş, kimi kaybolmuş, derken kapıda yorgun küheylanla oğlan kalmış yalnızca. Kuşların sesi, genç kızın neşesiyle karışıp şarkı söylüyorlarmış. Kapının çalınmasını duymamışlar.
Ömer, öyle öfkelenmiş, öyle kızmış ki... Sonunda bütün kızgınlığıyla bağırmış. O anda bütün kuşlar susmuş, şarkı durmuş, genç kız sessizce kapıyı açmış. Ömer içeri girmiş, ama girer girmez bayılmış. Kızı umduğundan da güzel bulmuş çünkü. Melekler bile kıskanırmış sanki. Kızcağız ne yapacağını şaşırmış. Genç bir delikanlı dizlerinde mışıl mışıl uyuyor, herkes olacağı bekliyormuş.
Dağlara ava giden baba, eve gelip de bahçe kapısında küheylanı görünce, korkalamış. Heyecanla kapıyı açık bırakıp kızının yanma koşmuş. Koşmuş ama yıllardır kapıyı gözleyen çingene kızı da bahçeye girmiş. Başlamış kızla oğlanı gözlemeye. Baba kızından durumu öğrenince susan kuşlar öter, solan güller tüterse bu oğlan ayılır, değilse kıyamete kadar uyur demişler. Kuşların ötmesi genç kız oğlanın başını usulca çayırlara koymuş, eline süpürgeyi almış bir yandan şarkı söyler, bir yandan da ev süpürürmüş. O anda kuşlar ötmüş, güller tütmüş, sular akmış. Akmış ama kızın meşguliyetinden faydalanan çingene kızı oğlanın başını kucağına almışmış. Oğlan güzünü açınca çingene kızını görmüş, "Eh benim gördüğüm böyle değildi ama nasip" demiş razı olmuş. "Sultanım, dileğin nedir?" deyince, çingene kızı: "Şu barakadaki kızın kötüdür şehzadem" demiş. "Benim çocukluğumdan beri düşmanımdır. Ne zaman yüzüm gülse beni ağlatır. Seninle aramıza girer diye korkuyorum" demiş. O sırada oğlanın uyandığını görüp koşan genç kız ne kadar dil döktü ise de anlatamamış. Kızın babasının da laflarını ustaca yalanla yan çingene kızı, genç kızı bağlattırmış.
Kız bağlanır bağlanmaz da, güller solmuş, kuşlar susmuş, sular akmaz olmuş, genç Şehzade ne olduğunu anlayamamış. Sanki her şeyin üzerine ölü toprağı serpilmiş. Günler böyle geçmiş. Güzelim bahçe kurumuş yok olmuş. Bu durumu açıklamak için çingene kızı: "Bu bahçe benim için yok artık, ben senin olunca bahçe soldu. Hadi gidip senin sarayında yaşayalım" deyip oğlanı kandırmış. Hazırlıklar yapılmış, tam yola çıkacaklarında genç kız üzüntüsünden hem ağlayıp, hem de hüzünlü bir şarkı söylemeye başlamış. O anda olanlar olmuş, kuşlar ötmüş, güller yeniden tütmüş, sular akmaya her yer şenlenmeye başlamış. Şehzade Ömer de pek akılsız değilmiş hani. Durumu anlayınca hemen koşmuş, genç kızı ve babasını kurtarmış. Çingene kızı da bu durumda canını zor kurtarıp kaçmış. Bu gençler ömür boyu mutlu bir şekilde yaşamışlar. Darısı tüm sevenlerin başına.
3- TİLKİ MASALI:
Tilki, bir gün harman yerinde bir buğday tanesi bulur ve değirmenciye götürüp öğütmesini ister. Kendide gezmeye gider. Gelince değirmenciden öğütüp-öğütmediğini sorar. Değirmenci de bir tanenin öğütülmeyeceğini söyler. Tilki de ya buğdayımı, ya da bir çuval un verirsin diyerek söyler. Bunun üzerine kavga ederler. Değirmenci bir çuval un vermek zorunda kalır.
Tilki bir çuval unu alıp bir köye varır. Köyde nineye misafir olur. Ninenin iki öküzü varmış. Un çuvalını öküzlerin yanma koyar. Öküzler gece iplerinden boşanır ve unu yerler. Sabah durumu görünce tilki ya bir çuval un, ya da öküzleri verirsin der. Nine öküzleri vermek zorunda kalır. Tilki öküzleri alıp gider. Tilki bundan sonra bir köye varır. Burada da bir kızı olan ağaya misafir olur. Tilki akşam gizlice kalkar, bir bıçakla öküzleri keser ve kanlı bıçağı kızın elbisesinin cebine koyar. Sabah kalkıp öküzleri almaya gidince kesildiğini bağırarak ağaya söyler. Ağa mahiyetindekileri toplar. Tilki kanlı bıçağı kimin cebinde bulursam, o benim olsun der. Herkesi ararlar ama bulamazlar. Ağanın kızını da ararlar ve kanlı bıçağı bulurlar. Tilki kızı alır gider. Yolda bir çobana rastlarlar. "Çuvalımı açma ben dereye tuvalete gidip geleyim" der. Çoban merak eder çuvalı açar ve kızı görür, kızı alır heybesine koyar. Tilkinin çuvalına da köpeği koyar. Tilki gelir çuvalı alır, yola düşer. Kendi kendine bir buğday tanesine bir çuval un, bir çuval una iki öküz, iki öküze bir güzel kız aldım diyerek sevine sevine gider. Çuvalı açar, kız yerine köpeği görünce başlar koşmaya, köpek de onu kovalamaya başlar. Çobanla da ağa kızı evlenerek, muratlarına ererler.
Haber Kaynağı: Karaman Larende Kültür Servisi
İLGİLİ HABERLER
İlgili Haberler
NAMAZ VAKİTLERİ
YAZARLAR
Tümü
HAVA DURUMU
|
![]() ![]() ![]() |